Cemal Okan


Muzaffer Yıldırım

24.04.2020 12:04

Yapımcılar 'sinema'nın geleceğinden umutlu...

Dünya çapında büyük bir etkiyle yaşamı felç eden virüs sebebiyle Türkiye sinema işletmeleri 17 martta faaliyetini durdurmak zorunda kaldı. Şimdilik bir aydır sinema perdelerinde gösterimler durdu. Konuyla ilgili sinema filmi yapımcılarının görüşlerini aldık.

Deniz Yavuz – Antrakt

  • Pandemi sebebiyle, insan sağlığı açısından kitleleri bir araya getiren bütün aktiviteler iptal edildi. Sinema işletmeleri de tamamen kapandı. Kar amaçlı işletmeler bir aydır açılış yapamıyor, hizmet veremiyor. Film yapımcılarının en yüksek ve çabuk gelir elde edebileceği alan olan sinemaların kapanması sizleri de yatırım ve bütçe planlamaları açısından zor durumda bırakmış durumda. Kısacası insan sağlığı açısından mecbur olan ‘bekleme ve izolasyon’ süreci sinema ve yatırımcıları açısından oldukça can sıkıcı geçiyor. Süreç içerisinde sinemalarda gösterilmekte olan filminiz ve / veya gösterim takvimindeki yapımlarınız için nasıl bir strateji geliştireceksiniz?
     
  • Dünyanın dev stüdyoları birer birer sinema salonları ile ilgili maddi destek planlarını açıklamaya başladı. Türkiye’de son takvim yılında 11 milyonluk bilet kaybı yaşayan sinema gişeleri sizce ne zaman eski çalışma periyodunu yakalayabilir?
     
  • Türkiye’deki bilet satışı düşüşü, dijital mecraların dünya çapında yaygınlaşması ve yerel uygulama tercih ve yetersizlikleri sebebiyle Türkiye’de sinema işletmeciliğinin ‘yeni dünya düzeninde’ nasıl bir görünüme sahip olacağını düşünüyorsunuz?
     
  • Yerelde sinema işletmelerinin nasıl ve hangi kurumlar tarafından desteklenmesini öneriyorsunuz?

 

  • Cemal Okan - 18.4.2020 (TAFF Motion Content)

“Bu talihsiz virüs sürecinin ardından taşların yerine oturmasını umuyorum.”

Planlamadığımız günler yaşıyoruz. Sistemin ne zaman yeniden harekete geçeceğini bilemiyoruz. ‘Kovala’ isimli projemizle ilgili beklemedeyiz. Haziran itibariyle sinemalar açılsa ‘Kovala’yı sonbaharda vizyona çıkmayı düşünebiliriz. Başlattığımız diğer projelerimiz de bu süreçle yaşanan sarkmaları aynı ölçüde yaşayacak. Herhangi bir projemizi iptal etmedik. ‘Bergen’in işlerine başlandı, yurt dışında saç ve makyaj tasarımları sürüyor. ‘Sen Yaşamana Bak’ ve ‘Cinnet 2’’nin senaryoları çalışılıyor. ‘Ölümlü Dünya 2’nin seti için hazırız. Sadece önümüzü görmemiz gerekiyor. Sinema yaparak öncelikli olarak sinemadan gelir elde etmek istiyoruz.

Normalleşme başladığında sinema filmlerinden önce sinema işletmelerinin durumu öncelikli olarak önemli. Hepsinden daha önemli olan da insanların psikolojik durumları olacak. İnsanların intibak süresinin çok uzun süreceğini düşünüyorum.

Sinemaların tekrar faaliyetine başlayacağı dönemde teknik açıdan günün şartlarını filmlere ve izleyiciye sağlayamayan salonların hizmetini sürdürebileceğini düşünmüyorum. Sinemanın ayrıcalıklı bir yapıda ilerleyebilmesi için en üst seviye teknik olanakları sunuyor olması lazım. Bildiğiniz üzere uzun yıllardır Türkiye sinemasına ‘post-prodüksiyon’ hizmeti de vermekteyiz. Günün teknik özelliklerinin gerisinde kalan salonlar sadece sinemaseverlerin memnuniyetsizliğini değil filmlerin nitelikli gösterim olanakları açısından da gerçek sonuçları yansıtamıyor… Sinemanın büyük teknik özelliklerine sahip olmak elbette yüksek maliyetler anlamına geliyor ve aslında piyasa içindeki bütün dinamikler birbirine bağlı. İyi içerik üretilmesi ve iyi salonların olması bilinçli ve yüksek izleyici sayısı manasına geliyor. Salonlara düşen hassasiyetlerin yanı sıra içerik üreticilerine, yapımcılara da görevler düşüyor tabi ki. Geçen yıl 150’ye yakın yerli vizyon filminden bahsedebiliriz. Her filmin sinemaya gelmemesi gerekiyor. Son yıllarda VPF sinemacılığı başlamıştı. Çok farklı kondüsyonlarda gerçekleşen filmler aynı şartlarda sinemalarda vizyona giriyordu. Bu adil değil. Bu talihsiz virüs sürecinin ardından taşların yerine oturmasını umuyorum.

Ana akım yapımcılar olarak –hakkımız olmasına rağmen- projelerimizin bütçelendirilmesinde devlet destekleri ile hareket etmedik. Özellikle 2020 için söylemek gerekirse, bizim gibi ana akım yapımcıların desteklenmesi şart gibi gözüküyor. Düşük bütçeli, ‘art house’ projeler mutlaka desteklenmeli ve destekleniyor fakat bu yıl gişe filmi üreten yapımcılar motive edilmezse ticari yapıda çok büyük kayıplar yaşanacaktır. Böyle bir ortamda para kaybı yaşanmaya başladığımızda frene basmak zorunda kalacağız. Sinemacılarla aynı gemideyiz, ticari sinemanın ayakta kalabilmesi için hem ana akım yapımcıların hem de sinema işletmelerinin top yekün desteklenmesi gerekiyor. Öncesinde de belirttiğim gibi sinema yaparak öncelikli olarak sinemadan gelir elde etmek istiyoruz. Yüksek bütçeli işler yapıyoruz ve bir şekilde yara alırsak bizim de üretimimizde problemler olacaktır.

Türkiye’deki beş aylık sinema gösterimi süresi kanımca normal. Başka ülkelere bakıldığında da makul görünüyor. Son yasa ile düzenlenen bu sürenin kısalması da uzaması da yapımcılar açısından çeşitli problemler yaratacaktır. 

  • Muzaffer Yıldırım - 18.4.2020 (NuLook)

“Dünya çapında milyarlarca dolar kazanç elde edilecek işleri dijital platformlara sıkıştırmak stüdyolar için mantıklı olmayacaktır.”

Sinema sektörü çok büyük sabır göstermek zorunda!.. Kurumsal yapısı olmayan, teknik imkanları yetersiz olan sinema işletmelerinin ayakta kalabileceğini düşünmüyorum. Dünyanın büyük sinema endüstrileri aslında televizyona ve internete karşı dayanışma içinde, kontrollü olarak dik bir duruş sergiliyor. Disney’in dijitalde çıktığı son yapımının gelirlerinin onları tatmin ettiğini düşünmüyorum. Dijital platformların sinema filmlerini sinema kadar tatmin edebilmesi mümkün olamayacak gibi duruyor. Abone sayıları pazar değerlendirmesi yapmakta yanıltıcı olabiliyor.

Filmler için aslında bir ‘saadet zinciri’ dinamiği var. Projeni yapıp sinemada gösterime sokuyorsun ardından diğer platformlara geçiyorsun. Açık kanallara kadar uzanan bir zincir. Bu dinamiğin bozulması, kırılması hiçbir yapımcı ve stüdyoyu memnun etmez. Dünya çapında milyarlarca dolar kazanç elde edilecek işleri dijital platformlara sıkıştırmak stüdyolar için mantıklı olmayacaktır.

Önümüzdeki dönem için Türkiye’de sinemacılığı bekleyen en baş sorun gösterilecek film olmaması. Şu an için hem yerli hem de yabancı projelere bakıldığında 2020-2021 sezonu için yüksek gişe yapabilecek film sayabilmek çok zor. Nitelikli sinema yapımlarından bahsediyorum. 2013 yılında Barcelona’da İspanyol sinemacılar ülkelerindeki film sayısının çokluğundan, yetersiz içerikli işlerin sinemalarda yer kapladığından ve bu ve bağlı sebeplerden ötürü ulusal sinemanın çok büyük bir seyirci kaybı yaşadığından bahsetmişti. Sayıca çok filmin gösterime girmesi çözüm olmuyor. Çoğu zarar eden yapımların sinemalarda yer kaplaması nitelikli işlerin gerçek izleyicisine ulaşmasını engelliyor, sinema işletmelerini yoruyor. En önemlisi de seyirciyi küstürüyor.

2021’den önce sinema piyasasının toparlanabileceğini düşünmüyorum ne yazık ki. Önümüzdeki dönem için iki tane yüksek gişe beklentili projemiz var. Cem Yılmaz ile bu sene bir proje yapmama kararı aldık. Temmuz ayından sete girebileceğimiz Farah Zeynep Abdullah ve Uğur Yücel’in baş rolünde olduğu Çağan Irmak projesi için sürecin şekillenmesini bekliyoruz. Gupse Özay ile Eltilerin Savaşı ruhunda bir aile komedimiz var. Bu filmi Ocak 2021 için düşünüyoruz. Piyasanın geri dönebilmesi için gişe filmlerinin takvimde yerini alması çok önemli. Bu bir motivasyon meselesi en az yedi, sekiz gişe filminin yapılması ve korkmadan vizyona çıkması normalleşme sürecinin hızlı geçilmesi adına şart. Bizim filmimizden önce bir başkası seyirci dinamiğini ve motivasyonunu yükseltmeli, biz de bizden sonra girecek filmler için aynı vazifeyi üstlenmeliyiz. Tam da bu dönemde ülkenin büyük yapımcılarının filmlerini yapması gerekiyor. Öyle ya da böyle bu pandemi süreci bitecek ve dünyanın bir daha bu oranda bir olayı yaşaması bence mümkün değil. Global olarak inanılmaz bir ekonomik kayıp var ve dünya bu süreçte gelecekteki benzer durumlarla nasıl başa çıkılması gerektiğini de öğreniyor. Sinema piyasasının kısa vadede geri gelebilmesi için, hızlı toparlanabilmesi için sabırla hareket etmek gerekiyor. 2022’de birikmiş filmlerle, biriken enerjiyle ve sinema piyasasına gönül vermiş insanlarımız aracılığıyla eski halini gişe bazında alacaktır. Buna eminim. Yine aynı biriken enerjiyle dünya çapında James Bond’un yüksek bir seyirciye ulaşacağını düşünüyorum. Ümitsiz değilim.

Özetle geride kalmış, gelir getirmeyen işletmelerin elemine olması, yapımcıların nitelikli gişe filmlerinde ısrar etmesiyle daha rafine bir sinema yaşamına kavuşacağız. Yapımcılar olarak birlikte hareket edip üretmemiz gerekiyor.

Bu dönemde bakanlığın da gişe filmlerini destekleyici hareket etmesi gerekiyor. Biz üretebilelim ki sinemalara seyirciyi döndürelim. Birlikte hareket etmek şimdi çok önemli. Devlet desteğinin önümüzdeki dönemde gişe filmlerine kaydırılması, ister maddi ister vergilendirmelerde sağlanacak avantajlar açısından sürecin normale döndürülmesinde çok önemli bir teşvik olacaktır.

Türkiye’de son yasa ile filmlerin sinema dışı mecralarda gösterilmesi vizyonundan beş ay sonra mümkün. Bu süre bana göre makul. Fransa’da bu süre 12 ay. Sorun, dijitale geçen her filmin korsanına engel olunamaması. Sürenin kesinlikle daha düşük olmaması gerekir.

  • Kerem Çatay - 20.4.2020 (Ay Yapım)

“Son iki yıldır sektör içi ve dışı çeşitli dertlere maruz kalındı ama sunulan film kalitelerinin iyi olması halinde Türkiye'nin özellikle genç nüfusu nedeniyle diğer ülkelere kıyasla hızlı toparlanacağını düşünüyorum.” 

Sinema işletmelerinin kapalı olduğu bu süreçte gösterime girecek bir projemiz yoktu ama özellikle de işletmeciler açısından zor geçen dönemin farkındayız, 2020 sonbaharında, planlamasını daha önce yaptığımız projelerimizi sürdürmeyi hedefliyoruz.

Sonbahar itibari ile izleyicinin eski sinema izleme alışkanlığına döneceğini düşünüyorum, bence sadece sinema işletmeleri değil başka sektörlerdeki işletmeler dahil tüketici/izleyici için yeni öneriler yeni hizmet modelleri geliştirilmesi gerekecek, bu olağan dışı şartlar sektörü bir süre salon içlerinde yeni çözümler bulmaya itecektir. 

“Bu gibi krizler dijital mecralar için fırsat teşkil ediyor ama bunun büyük resimde sinemanın ruhundan çalan kalıcı bir düzen haline dönüşmemesi için bizler projelerin salonlarda vizyona girme önceliğine bu süreç sonrası da bağlı kalmalıyız.”
 
Son iki yıldır sektör içi ve dışı çeşitli dertlere maruz kalındı ama sunulan film kalitelerinin iyi olması halinde Türkiye'nin özellikle genç nüfusu nedeniyle diğer ülkelere kıyasla hızlı toparlanacağını düşünüyorum. Bu gibi krizler dijital mecralar için fırsat teşkil ediyor ama bunun büyük resimde sinemanın ruhundan çalan kalıcı bir düzen haline dönüşmemesi için bizler projelerin salonlarda vizyona girme önceliğine bu süreç sonrası da bağlı kalmalıyız.

  • Ezel Akay - 19.4.2020 (Contact Film Works)

“Dijital platformların aslında bilinçli film izleyicileri yaratmaya sebep olduğunu hiç unutmamak lazım!”

20 martta sinemalara girecek olan, yönetmenliğini yaptığım ‘9 kere Leyla’ filmimiz, tam galasını yapacaktı ki (15 mart) dağıtımcımız ve yapımcıların kararı ve benim de onayımla gösterimden çekildi. Zaten bir hafta sonra da resmi bir kararla sinema salonları kapandı. O günlerde  “eh, artık 3 nisanda, olmadı 10 nisanda gireriz” diye umut etmiştik. Hey gidi! Hakikaten duruma uyanamamışız! Sanıyorum Türkiye sinema tarihi, sinema salonlarının bu kadar uzun süre kapalı kaldığı bir başka dönem yaşamadı. 1 haziranda sinema işletmelerinin açılabilmesi şu an fazla iyimser bir tahmin. Üstelik haziran-temmuz’da yani yaz sezonunun ortasında bile salonlar açılsa, sinemaya gitme cesareti gösterecek seyirciyi bulmak da zor görünüyor. Büyük bir trajediyle karşı karşıyayız. Kısa dönemde sektör çalışanları ciddi geçim derdine düşecekler. Umarım dijital platformlar ve TV’ler için çekilecek sinematografik yapımlar bu duruma bir nebze çare olabilirler. Film çekim ekipleri çok daha kontrollü bir “birarada çalışma” imkanına sahip oldukları için ben yeni projelerin çekimlerinin haziran gibi başlayabileceğini düşünüyorum. Bu dönem çekilen filmlerin büyük çoğunluğu dijital platformlara ve TV’lere ön satış imkanını hızla araştıracaklardır. Ama bu şekilde bütçelerini kompanse edemiyecekleri açık. Biz de ön satış ihtimallerini değerlendiriyoruz. Yine de sinema salonları için yapılmış bir filmin mutlaka gösterim imkanı bulmasını arzu ediyoruz. Bence umut edilebilecek vizyon tarihi ekim-kasım gibidir. Tabii, bu tarihlere büyük bir yığılma olacağını ve birçok gişe filminin bile yer bulmakta zorlanacağını da unutmamak gerek. İşletmeler yeni formüller geliştirseler bile zor bir dönem olacak. Her şeye rağmen ben “bir arada film izleme, müzik dinleme” gibi ritüellerin çok çok insani bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Henüz izolasyon sürecinin başındayız ve daha bir süre dayanabiliriz. Ama mesela üçüncü ayın sonunda herkes dışarıda olmak, önce doğada, sonra topluluk içinde hareket etmek isteyecektir. Ekim-kasım için umutluyum!

Ocak 2021’den itibaren belki de sinema izlemeye çok acıkmış bir kitleyle buluşabiliriz. Daha öncesinin yaralarını tamir etmek o sezonda mümkün olmayabilir ama sektörde bu sürece dayanıklı olanlar kazanacaktır bence. Tabii, sektör değiştiren, birçok yetenekli insan gücünü geri kazanabilir miyiz bilmiyorum. Zaten kötüye gitmekte olan ekonominin, göreceği zararları da hesaba katmak gerek. İnanın bilemiyorum. “Acaba açlık tehlikesi de baş gösterir mi?” diye düşündüğümüz bir dönemde “insanlar bir araya gelip hikayeler dinlemek ister mi, bilet parası olur mu ceplerinde?” sorusuna cevap vermek çok zor. Ama ne olur, “hiç yoktan iyidir” deyip bilet fiyatlarını düşürürsek, sayıları düşse de sinema filmlerimizdeki konu çeşitliliği artarsa, çocuk filmleri, fantastik filmler gibi yeni kategorilerde filmler ortaya çıkarsa, dijital platformların sektöre aktardıkları finansman büyürse (yani çekilen sinema filminin maliyetinin büyük kısmını dijital platform ön satışlarından sağlamak mümkün olursa), üretime devam ederiz. Tabii, bir süre sadece dijital platformlar için film çekmek durumunda da kalabiliriz. Bu belki biz film üreticileri için iyi ama sinema salonları için çok kötü bir ihtimal! 

Devletin çok çok daha büyük bir fon sağlaması en büyük dileğim! Yok, en büyük o değil: Devletin içeriğine asla müdahale etmeden sinema sektörüne çok daha büyük bir fon sağlaması esas önemli olandır! Hem sadece film yapımlarına değil, sektörel yatırım ve eğitime de… Bunun dışında yerel fonların, vergi muafiyetinden faydalanan özel yatırımcıların da doğması gerekiyor. Uluslararası (dünyanın hali de malum, bu arada) ortak yapımların da tekrar Türkiye’ye güven duyması şart!  Farkında değiliz belki ama bu konuda çok büyük bir kayıp yaşıyoruz üç, dört yıldır. Ben ne olursa olsun önümüzdeki dört, beş yılda Türkiye sinema izleyici sayılarının artacağını düşünüyorum. Dijital platformların aslında bilinçli film izleyicileri yaratmaya sebep olduğunu hiç unutmamak lazım!

  • Adnan Akdemir - 23.4.2020 (Sifisan)

"...çalışarak sektörü büyüttük, gene öyle olacak, bu işe gönül veren insanlar iyi filmler yapacak, bu filmleri göstermeye gönül vermiş insanlar da bunları halkla buluşturacak. Tüm dünya için bu gerçek geçerli, gene toplu eğlencede en iyi alternatif sinema olacak. Tabi ki pencerelere uyulacak, tabi ki lokal yapımlar desteklenecek, tabi ki sinemada seyretmeye değer filmler gene hasılat rekorları kıracak, gençler dev ekranda seyretmeyi gene belli oranda tercih edecek."

Film yapım çalışmalarımız, yaz aylarında normalleşme olursa başlayacak, ancak burada önemli bir husus var, filmlerin bitmesi sinemaların açılmasından dört - altı ay sonra olacağından, sinemalar açılsa da ciddi bir içerik sorunu biz sinema işletenleri de bekliyor.

Sinema, toplu eğlencenin, insan yaşamındaki yüz yıldan fazladır en tercih edilen yollarından bir tanesi, çok kolay krizlerden etkilendiği gibi, hızla eski halinden daha iyi bir hale de geldiğini son otuz yılda defalarca gördük. Depremler, ekonomik krizlerin hemen bir kaç ay sonrasında büyük geri dönüşlerle başarıyı sağladı. Burada iki husus var, hem yapımcının, hem sinemaların desteklenme yollarını bulmak zorundayız, Süre uzadıkça derinleşen ve dönülmez değişiklikler olur. Diğer taraftan sektördeki tüm emekçileri korumak zorundayız, yaşam biçimimize geri dönmek istiyorsak bunlar şart.

Ben üç jenerasyondur, hem Fitaş ve AFM Sinemaları ile sinema işletmeciliği, hem de film yapımcılığı yapmış bir aileden geliyorum. Dünya değişiyor, gençlerin seyretme alışkanlıkları ve ihtiyaçları değişiyor. Sinemanın her şekilde daha lokal olarak hep var olacağını düşünüyorum ancak tüm dünyada kriz sonrası ciddi bir küçülmüş sektör bulacağımız kesin. Bunu nasıl yıllar içerisinde büyütürüz sorusu bu sektörün senelerdir uğraştığı bir husus. Gene başa dönüp çalışacağız. 1980 öncesi dört bin sinemanın varlığından bahsederken sonrasında yüz elli sinema kaldığında kimse destek olmadı, 1990'larda çalışarak sektörü büyüttük, gene öyle olacak, bu işe gönül veren insanlar iyi filmler yapacak, bu filmleri göstermeye gönül vermiş insanlar da bunları halkla buluşturacak. Tüm dünya için bu gerçek geçerli, gene toplu eğlencede en iyi alternatif sinema olacak. Tabi ki pencerelere uyulacak, tabi ki lokal yapımlar desteklenecek, tabi ki sinemada seyretmeye değer filmler gene hasılat rekorları kıracak, gençler dev ekranda seyretmeyi gene belli oranda tercih edecek.

1920'lerden beri toplanan %10 cirodan verdiğimiz bir eğlence vergisi var. Bu tutarları yüz yıldır, ilgili lokal belediyelere verdik, gelir kaydettiler, daha sonra mal müdürlüklerine verdik, gelir kaydettiler. Bu fonların bir kısmını yapımlara destek olarak verdiler. Şimdi bu fona tüm sektörün ihtiyacı var. Burada biriken fonun hem sinemaları hem yapımcıları desteklemek için kullanılmasının zamanıdır. Bilhassa sabit gideri olan sinemaların ağırlıkla desteklenmesi, alıştığınız sinemaların yerinde kalması için şarttır. Yoksa yaz başında sinemaları açsak da, yılbaşında tanıdığınız bildiğiniz bir çok sinema lokasyonu başka bir işletmeye dönüşecektir. Sinema gibi işletmelerde sabit giderlerin karşılanması sektörün devamı için şarttır. Karşılanmaz ise gene üç bin salon sayısından, üç yüze düşüp, otuz yıl kaybeder, baştan başlarız.

Son beş haftadır Covid19 hastası ve bir kısmını da yoğun bakımda geçiren bir sinemacı olarak, son otuz yılda sektörün büyük bir başarıya imza atmasına şahit oldum ve biraz da katkıda bulundum. Bu sektör diğerlerinden çok daha kırılgandır.  Devlet kademesindekiler desteği şimdi vermez ise daha sonra çok hızla yok olan bir endüstri ile karşı karşıya kalırlar. Sinema stratejik bir sektördür, bir çok başka sektörü tetikler, fikirleri derinden etkiler, Türkiye sinema sektörü açısından bölgesel bir güç haline gelmiştir. Filmlerimizle dünyada, sayılı ihracat yapabilen ülkelerden biri olduk, bu gücümüzü kaybetmemek için şimdi sinema sektörüne destek verilmesini tavsiye ederim.

  • Doruk Acar - 16.4.2020 (Insignia)

“Türkiye’nin de içinde olduğu, gelişmekte olan pazarlardaki büyüme –açıkçası- harcanabilir gelir artışından, salon ve perde sayılarının çoğalmasından ve bu salonların kalitesinin artmasından kaynaklıydı. Bu gelişme evresi sonunda oralarda da bir doyum olacaktı. Pandemi bu büyümeye kesin zarar verecek…”

Hali hazırda gösterimde olan veya gösterime hazır bir projemiz yok. Çekimini planladığımız projelerle ilgili de şu an için bir değişiklik olmamış gibi çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ancak, özellikle gişe gelirlerinin toplam gelirimizin %70-80’i bandında seyrettiğini düşündüğünüzde, mevcut durum iç açıcı değil. Bu bağlamda da küresel satışı olabilecek, yayıncılar ve küresel/bölgesel oyuncular ile ortaklı ve dijital gelir odaklı işleri daha öncelikli olarak değerlendiriyoruz.
 
Aşı bulunana kadar tam olarak sorun ortadan kalkmayacak. Tekil filmlerdeki performanslardan bağımsız olarak Türk sinema sektörü, pik yaptığı bilet satış sayılarına (ortalama 70 milyon) ancak 2022’de ulaşabilir. Bu da diğer bütün faktörlerin normal çalıştığı durumda. Yani içerik üretiminin bir şekilde sürebildiği, sinemaların açık olabildiği, fiziki altyapının çalışabildiği bir ortamda. Yani tek değişkenin pandemi olduğu bir senaryoda 2022 yılı sonunda beş yıl öncesinin sayılarını görmek mümkün olabilir. Ancak şahsi beklentim önümüzdeki üç yıl, pandemi sonrası yeni normalde 50-60 milyon biletlik bir pazarda yaşayacağımız.
 
Uzun yıllardır Amerika gibi ‘mature’ pazarlarda sinema gişeleri yerinde sayıyor. 2000’lerin başından beri Amerika gişeleri 10-11 milyar USD bandındaydı. Yani pandemiden bağımsız olarak, ülkedeki harcanabilir geliri belli bir düzeyde olan, fiziki sinema yatırımını tamamlamış, salonlarını dijitalleştirmiş ve genel etkinlik alanlarına çevirmiş pazarlarda bir doyum zaten oluşmuştu. Türkiye’nin de içinde olduğu, gelişmekte olan pazarlardaki büyüme –açıkçası- harcanabilir gelir artışından, salon ve perde sayılarının çoğalmasından ve bu salonların kalitesinin artmasından kaynaklıydı. Bu gelişme evresi sonunda oralarda da bir doyum olacaktı. Pandemi bu büyümeye kesin zarar verecek, orası ayrı, ancak pandemi sonrası yeni normalde, zaten doymuş pazarlarda durağanlaşmış sinema salonları, gelişmekte olan pazarlarda da bir büyüme motoru olmayacaktır. Uzun lafın kısası sinema işletmecilerini zor günler bekliyor. Ancak şunu da not etmek gerekir; sinema salonları, televizyonun evlere girdiği ve 60 yaş üzeri kitleyi hipnotize ettiği dönemde, stüdyo sistemi, dağıtım pencereleri ve sinemalarda geçirilen zamanı sosyal bir etkinlik olarak konumlandırmasıyla aştı. Bugün de benzer bir tehdidi dijitalden görüyorlar. En azından, geçmişte yaşadıkları ve başarı ile atlattıkları bir süreç. Aynı testi hiç yaşamayan yazılı basın ve kitlesel televizyonculuk için söylememiz mümkün değil bu arada!
 
Günümüzde çok konuşulan sosyal kapitalizm ve Keynes… Buradan yola çıkarak devletlerin rolü ve piyasa ekonomisindeki eli konusunda bir artış beklemek mümkün. Mümkünden öte şart bile denebilir. Sonuçta özel sektördeki bayrak taşıyıcı havayollarından, liman ve havalimanlarına, hastanelerden eğitim kurumlarına, telekom şirketlerinden enerji üretim ve dağıtım firmalarına, eğlence sektöründen spor sektörüne bütün kuruluşlar ciddi zorluklar yaşıyorlar. Bunların tamamının batması ve ortadan kalkması beklenemez. Sonuçta pandemi sonrasında da dünya devam edecek; insanlar seyahat edecek, maç seyredecek, yemek yiyecek, kültür ve sanat hayatında olacaklar. Öncelikle Maslow hiyerarşisindeki ana ihtiyaçlardan başlayarak, bütün kilit sektörler bir şekilde kamu kaynakları ile ayakta kalacaklardır. Bu kapsam dahilinde de sadece sinema işletmeleri için değil eğlence sektöründeki yapımcılardan, oyunculara, senaristlerden yönetmenlere, müzisyenlerden set emekçilerine kadar destek verilmesi şart. Bu desteği de belli bir strateji dahilinde ve kurumsal yönetişim ilkelerine bağlı kalarak yapmak doğru olacaktır. Burada Türkiye Varlık Fonu, Kültür Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, TRT ve sektör paydaşlarından oluşacak ortak akıl ile bir yol haritası belirlenmeli. Bu yol haritası için belli bir kaynak aktarılmalı ve bu kaynak da adil bir şekilde kullanılarak süreci minimum hasarla atlatabilmek adına sağlanmalı. Bu vesile ile şunu da not etmek lazım; sektör geçmiş dönemlerinde sarf ile israfı ayırt edemeyen bir noktaya gelmişti. Mevcut ekosistem bunu düzeltebilmek için bir fırsat. En önemlisi de; sarfı sürdürebilmeyi sağlamak ve sektörün bu büyük şoku atlatabilmesi için sektöre can suyu sağlamamızın gerekliliği…

  • İsmail Fidan - 20.4.2020 ‘Rafadan Tayfa’ serisinin yapımcısı

“Sinema salonları olmadan biz filmlerimizi izleyicilerimize ulaştıramayız. Fakat zaten ülkemizde yakın tarihte yaşanan ve tarihe "Mısır Savaşları" diye geçen tartışmalar onları da bir hayli yıpratmıştı.”

Pandemi sürecinde tüm ticari kayıplar bir yana önce can güvenliği diyoruz. Çünkü mecralar değişse de yapımlarımızı izleyecek sağlıklı izleyici her zaman gerekli. Sinemalar için tabi ki çok zor bir süreç ve bizim de vizyonda olan filmimiz tabi ki olumsuz etkinlendi. Tarihini 25 Aralık 2020 olarak belirlediğimiz üçüncü filmimizin ise yapımı her ne kadar aynı hızda gerçekleşse de vizyona yakın süreci takip edip ona göre aksiyon alacağız. Büyük gişeli film olacağını düşündüğümüz için doğal olarak riskimizi azaltmak zorundayız. O nedenle süreç tamamen normalleştiğinde vizyona çıkmayı düşünüyoruz.

Burada en önemli gördüğüm kısım sinema işletmecileri. Umarım onlarda en kısa zamanda toparlar. Çünkü onlar olmadan biz filmlerimizi izleyicilerimize ulaştıramayız. Fakat zaten ülkemizde yakın tarihte yaşanan ve tarihe "Mısır Savaşları" diye geçen tartışmalar onları da bir hayli yıpratmıştı. Salon sahipleri daha kendini toparlayamadan bu pandemi durumu bir çok salonun kapanmasına şimdiden neden oldu. Dijital platformlarında bu süreci olumlu geçirdiğini düşünürsek uzun süre salon sahiplerinin toparlaması güç görünüyor.

“Kısaca yapımcılar için sadece mecralar değişecektir ama sinema işletmeleri kendini yenileyip insanlara farklı deneyimler sunmadığında, pandemi olmasa dahi dijital dünya ile olan savaşını er ya da geç kaybedecektir.”

Sinema işletmeleri için en büyük tehdit hiç şüphesiz dijital platformlar. Dünya genelinde bu pandemi nedeni ile dijital platformların ciddi anlamda yaygınlaşması ve insanların yaşam biçimine dönüşmesinin, sinema işletmelerini de bir değişime sokacağını düşünüyorum. Yani insanlar evlerinde yaşayamayacağı bir deneyimin sunulması halinde sinemaya gidecektir. O nedenle büyük tehlike yapımcılarda değil sinema işletmecilerinde gibi görünüyor çünkü bir çok film vizyona çıkmadan dijital platformlarda çıktı ve ciddi kazançlar elde etti bile.

Sinema işletmeleri vergisel anlamda gerekli kurumlarca desteklenmeli. Fakat büyük destek, Avm yönetimlerince kira ve diğer giderlerde sinema işletmecisine yardımcı olmasıyla sağlanacaktır. Artık uzun süre sinema izleyicisinin eski haline dönmeyeceği ve sosyal mesafe gereği kapasitelerin yarıya düşmesi ile işletme sahipleri bu giderler ile ayakta duramayacaktır.  Sinemalar, alış veriş merkezlerinin önemli insan sirkülasyon kaynaklarından biridir. O nedenle kısa sürede yeni dünyada karşılıklı farklı anlaşmalar gündeme gelecektir.

Kısaca yapımcılar için sadece mecralar değişecektir ama sinema işletmeleri kendini yenileyip insanlara farklı deneyimler sunmadığında, pandemi olmasa dahi dijital dünya ile olan savaşını er ya da geç kaybedecektir.

  • Zeynep Özbatur Atakan - 20.4.2020 (Zeyno Film)

Bu sorunun gerçekten cevabı sadece varsayımlardan oluşacak. Eski çalışma periyoduna geçebilmesi için, salonların yeni fiziki durumu önem taşıyacak. Zira, koltuklar, vs. pek çok şeyin buna göre düzenlenmesi gerekecek diye düşünüyorum. Dolayısıyla dileğim önce pandeminin son bulması ve devamında salonların eskisinden de güçlü bir izleyiciye ev sahipliği yapması. Ama bunun çok hızlı olamayacağını düşünüyorum.

Bence bu durum sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada önemli bir konu. Değişim her zaman olacak ve oldu. Mesele, değişime ne aşırı dirençli ne de eskiyi silip yok edercesine unutarak karşılık vermemek. Sadece her zaman krizlerin yeni fırsatlar oluşturacağını düşünerek, sağlıklı ve akılcı bir yol izlemek. İstenilen içeriğe anında ulaşabilmek büyük bir fırsat ama sinema salonunda film izlemek bambaşka ve çok kıymetli bir deneyim. Hızlı yürüyen dünyada içeriği tüketen gerçek sinema izleyicisinin bu dengeyi kuracağına inanıyorum. 

Şöyle ya da böyle desteklensin diye bir çözüm önerisi şu anda ne kadar sağlıklı bilemiyorum ama öncelikle seyircinin salonlara sahip çıkması gerekiyor. Salonlar, yeni düzene uyum sağlanıp, gerekli koşullar sağlandığı zaman koltukların boş kalmayacağını bilmesi gerek. Bu da üzerine çalışılması ve tüm paydaşlarla çözüm bulunması gereken bir konu. 

  • Murat Kaya - 16.4.2020 ‘Aslan Hürkuş: Kayıp Elmas’ filminin yapımcısı

“İyi bir sinema izleyicisi olarak, maskemi takarak sinema salonuna ilk gidenlerden olmak için sabırsızlanıyorum.”

Yapımcısı olduğum, 13 martta vizyona girmesini planladığımız ‘Aslan Hürkuş: Kayıp Elmas’ animasyon sinema filmimizi ileri bir tarihe erteledik. Ertelemeyi vizyondan üç gün önce yaptık. Filmimizi bu yıl içinde tekrar vizyona sokmayı planlıyoruz ancak tarihi henüz netleştirmedik. Açıkçası süreci takip ediyoruz, gelişmelere göre karar vereceğiz. Bu anlamda bizim avantajımız filmimizin hazır olması ve çıkacağımız tarihte de esnek olabilmemiz. ‘Aslan Hürkuş: Kayıp Elmas’ dışında yine yapımcısı olduğum ‘Mutlu Oyuncak Dükkanı’ adlı aynı zamanda TRT Çocuk ekranlarında çizgi dizisini yaptığımız bir proje daha planlamıştık. Senaryosunu bitirdiğimiz bu projemizin kaldığımız yerden üretimine temmuz ayından itibaren başlamayı planlıyoruz. 2021 yılında vizyona çıkmayı planlıyorduk, üç, dört ay ileri bir tarihe erteleyerek çıkmayı ümit ediyoruz.

Kişisel görüşüm dünya da sürecin daha da uzayacağıdır ancak ülkemizde 1 hazirandan itibaren sinema ile ilgili gerek üretim gerekse salonların aktifleşmesinin yavaş yavaş başlayacağını ve yaz sonuna doğru tam randımanlı bir seviyeye çıkacağını bekliyorum. Bu anlamda 2020 yılının sinema sektörü açısından yerli yapımların ve animasyon yapımların öne çıkacağı bir süreci doğuracağını düşünmekteyim. Birçok sektörün evden çalışma sistemi yürüttüğü bu durumda biz de evden çalışma sistemiyle üretimlerimizi gerçekleştirebiliyoruz. Evden ya da uzaktan çalışma metodunu gerçekleştirebilsek de, iş kaybımızın %30 civarında olduğunu geçtiğimiz bir ay içinde gözlemledik.
 
Dijital mecraların dünyada ve ülkemizde yükselişi çok aşikar. Bu anlamda son iki ayda dijital mecralardaki abone sayılarında %40’a yakın artış olduğu görülmektedir. Süreç içinde tüketici tercihinin bu noktada şekillenmesinin çok normal olduğunu anlayabiliyoruz ancak bu mecralar da tükeniyor. İnsanlık olarak sosyalleşmeye ihtiyacımızın olduğu gerçeği ve tüketim dünyasında, var olduğumuz bu mecralara olan ilginin kısa vadede artacağı, orta ve uzun vadede stabil hale dönüşeceği gerçektir. Dünyadan bir takım örnekler verecek olursak Güney Kore’de açık havada ve arabalarda film izleme olgusunun yaygınlaşmaya başladığı görülüyor. Bu örnekte çok steril bir durum var ancak bunun da evde televizyon izlemeden çok fazla farkı görünmüyor çünkü sinemalara gitmek, diğer insanların tepkilerini görmek, onlarla birlikte gülmek – ağlamak adeta bir ritüel olan, patlamış mısır yemenin tadını -malesef -evlerimizde bulamıyoruz. İyi bir sinema izleyicisi olarak, maskemi takarak sinema salonuna ilk gidenlerden olmak için sabırsızlanıyorum. Birçok konuda gelenekselci bir yaklaşımımız olduğu için sinemanın da dijital mecralardan orta ve uzun vadede etkileneceğini sanmıyorum, bu sıkıntılı dönemlerin atlatılmasıyla ülkemizde sinema sektörünün kaldığı yerden devam edeceğini düşünenlerdenim.
 
Sinema, yapımcısından sinema salonlarına kadar bünyesinde on binlerce çalışanın ve milyarlarca ekonominin döndüğü bir sektördür. Sektörün gelişmesi için teşvik ve destek imkanları çıkmakla beraber, bu desteklerden doğası gereği herkes faydalanamamaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteğinin yanı sıra yerel yönetimlerin de bu desteklere sahip çıkması gerekmektedir. Bakanlıkça verilen desteklerin faydalarını sahada görmekteyiz ancak bu destekler sonsuz olmadığından yeni kaynakların ortaya çıkması gerekliliği sektörün en ihtiyaç duyduğu alandır. Sektörün en önemli ayağı olan salonların işletmesinin sürdürülebilir olması hayati önem taşımaktadır. Yaşamış olduğumuz bu olumsuz durum içinde tüm salonların kapanmış olması ve gelir elde edemezken giderlerinin bir kısmının da devam etmesi sürecin iyice tıkanmasına yol açabilecektir. Bu süreci atlatmanın kısa vadede çözümlerinden biri Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın, Hazine ve Maliye Bakanlığı dışında finansman desteği sağlaması, bir diğerinin de sosyalleşmenin gereklerinden biri olan sinema salonlarının biran önce açılması olacaktır.

  • Ulaş Çobancı - 17.4.2020 ‘Adanış - Kutsal Kavga’ filminin uygulayıcı yapımcısı (Uç Filmcilik)

“Birbirine çok benzeyen ve kalite standartı olağanın altında projelerin üretilmesi seyirciyi doğal olarak yabancı film kaynaklarına ve dijital platformlara yönlendirmekte.”

Biz Türkiye’de ilk vakanın açıklanmasından hemen önce sürecin Türkiye’de ortaya çıkarabileceği sorunları ön görerek 10 mart itibariyle filmin vizyonunu ileri bir tarihe erteleme kararı almıştık. Zaten bir gün sonra da ilk vaka açıklandı ve hemen peşinden gelen günlerde olağanüstü tedbirler alınarak AVM’ler ile birlikte sinema salonları da faaliyetlerini durdurma kararı aldı. Türkiye’nin en yüksek bütçeli aksiyon filmi olma özelliğini taşıyan Adanış Kutsal Kavga filmimizin gösterimini erteleme kararı almamız ekonomik boyutu düşünüldüğünde elbette önemli ve zor bir karar olsa da insan sağlığı bakımından ele alındığında değerli ve anlamlı bir karar oldu.

Sinema işletmelerinin rutin çalışma normlarına 1 haziran itibariyle dönebileceklerini düşünemiyoruz doğrusu. Türkiye’de özellikle sinema alanında sektörün normalleşme sürecinin ekim ayından önce mümkün olamayacağı kanaatindeyiz. Yine pandemiden kaynaklı olarak sektörün 2021 yılında ciddi bir sıkışıklık yaşayacağı için sinema sektörünün en az bir yıl kayba uğrayacağını düşünüyorum. Bu özellikle sinema işletmelerini ciddi sıkıntıya sokacağı gibi film yapımcıları ve sektörün tüm çalışanlarını da ciddi anlamda etkileyecek ve ekonomik yıpranmaları doğuracak bir ortama neden olacaktır. Normalleşme sürecine girmeyi başardıktan sonra herkese ciddi sorumluluklar düşeceğini ve devlet mekanizmalarının bilhassa Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bu duruma katkıda bulunmasına ihtiyaç duyulacağını ön görüyorum.

Türkiye’de bilet satışının düşüşünün dijital mecraların dünya çapında yaygınlaşması ya da yerel uygulama tercih ve yetersizlikleri sebebiyle olduğunu düşünmüyorum. Şu an bilhassa Türk sinemasında yeni fikirler ve projeler oluşturulmasında ciddi bir kısırlık olduğunu görüyorum. Bunu söylerken proje üretilmiyor demiyorum ama üretilen orijinal fikirlere Türkiye’nin lokomotif yapımcı şirketlerinin önem vermediğini görüyoruz. Bu da seyircinin beklentisine hitap eden proje sayısında ciddi bir daralmayı doğuruyor. Birbirine çok benzeyen ve kalite standartı olağanın altında projelerin üretilmesi seyirciyi doğal olarak yabancı film kaynaklarına ve dijital platformlara yönlendirmekte. Bence sorunu temel olarak bunun üzerinden değerlendirmek gerekiyor. Yeni dünya düzeninde Türkiye’de sinema işletmeciliğinin ayakta ve güçlü kalabilmesi için yeni fikir ve projelere daha fazla destekle yatırımcı olarak filmlerin içerisinde yer almalıdır. Böylece sektörü bir endüstri’ye dönüştürme gayreti sinema işletmelerinin de desteği ile gerçekleşebilir hale gelecektir.

Sinema işletmelerinin tek ve en büyük desteği seyircidir. Seyircinin sinema salonlarına rağbet etmesini sağlama sorumluluğu yapım şirketlerinin ürettiği içeriklerle ilişkilidir. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bu anlamda her yıl desteklenen film içeriklerine daha fazla sayıda destek olması da çok önem taşıyacaktır. Ayrıca pandemiden kaynaklı yaşanan ekonomik kaybın telafi sürecinde devlet kademelerinin mutlak suretle bilhassa yerel sinema işletmelerine katkı sağlayacak projeler üretmesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde Rexx ve Atlas gibi çok ama çok değerli salonların faaliyetlerini tamamen durdurması gibi bir çok başka yerel işletmeyi de kaybetme tehlikesi önümüzde durmaktadır. Bunun oluşmasına hem seyirci bazında, hem yapım şirketleri bazında hem de devlet kademeleri noktasında izin verilmemesi gerekiyor. Sinema planlayıcılarının ve yurtdışı film ithalatı yapan şirketlerin de Türk sineması ve yerel işletmeleri koruyacak ayrı tedbirler alması gerekecek günlerin bizi beklediğini söylemek mümkün.

« Önceki Haberi Oku  | Sonraki Haberi Oku »

 

* Bu sayfada yeralan haber Antrakt Sinema Haber Ajansı tarafından yayınlanmıştır. İçerik tamamen özgündür. İzinsiz kopyalanamaz.

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları
© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır