Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Hakan Sonok’un not defterinden 6...

Hakan Sonok Yazıları

“Kış Uykusu” Türk sinemasına ikinci Altın Palmiye’sini getirebilecek mi?
Bin sekiz yüz film arasından Altın Palmiye adaylığına seçilen “Winter Sleep- Kış Uykusu”  için yönetmeni Nuri Bilge Ceylan Cannes’da düzenlediği basın toplantısında  Rus yazar Anton Çehov’un (1860-1904) kısa öykülerinin filmine esin kaynağı olduğunu söyledi…

Bu yıl 67. kez düzenlenen Cannes Film Festivali’nde bugüne kadar büyük ödül Altın Palmiye’yi kazanan ve Los Angeles’ta yabancı film dalında Altın Küre’ye adaylık kazanan tek Türk filmi olan “Yol” (1982; senaryo, kurgu, yapımcı: Yılmaz Güney / yönetmen: Şerif Gören) içindeki “Kürdistan” yazısından dolayı 17 yıl boyunca (12 Şubat 1999’a kadar)  Türkiye sinemalarında gösterilememişti…

“Kış Uykusu”nun baş rol oyuncularından Haluk Bilginer ise rol teklifi almasına rağmen, çalışma takvimi dolu olduğundan OSCAR ve Altın Küre ödüllü Russell Crowe’un “The Water Diviner” (2014) adlı filminde rol alamamıştı.

Bu arada 67. Cannes Film Festivali’nde FIPRESCI Film Eleştirmenleri Seçici Kurulu’na Türkiye’den Esin Küçüktepepınar başkanlık ediyor.

Nuri Bilge Ceylan “Uzak”ın  Cannes ödülünü Yılmaz Güney’e adamıştı:
2003’te “Uzak” adlı filmiyle Cannes Film Festivali’nde büyük ödül Altın Palmiye için yarışan ve burada Büyük Jüri özel ödülünü kazanan Nuri Bilge Ceylan “Bu ödülümü 21 yıl önce burada “Yol”la Altın Palmiye kazanan ve bu ödülünü ülkesine götürememiş olan Yılmaz Güney’e adıyorum,” diyecekti…

Nuri Bilge Ceylan “Üç Maymun”un Cannes ödülünü “Yalnız ve Güzel ülkesine” adamıştı
2008’de “Üç Maymun” adlı filmiyle Cannes Film Festivali’nde büyük ödül Altın Palmiye için yarışan ve burada yönetmen ödülünü kazanan Nuri Bilge Ceylan ödülünü “Yalnız ve Güzel ülkesine” adamıştı…

Brad Pitt’in kolunda Mevlana’nın hangi sözleri var?
Brad Pitt’in kolundaki dövmede, Mevlana’ya (1207-1273)  ait şu sözlerin, “There exists a field, beyond all notions of right and wrong. I will meet you there.-Yanlış ve doğru davranmayla ilgili fikirlerin ötesinde bir yer var.Seninle orada buluşacağım,” yazılı olduğu görüldü…

Garry Marshall tarafından yönetilen “Valentine’s Day-Sevgililer Günü” adlı filmde de (2010 / yapım maliyeti: 52 milyon dolar /dünya hasılatı: 216 milyon dolar) Mevlana’dan alıntılara başvurulmuştu…

Elif Şafak’ın yakında beyazperdeye uyarlanacak olan çok satan “Aşk” (2009) adlı romanı da Amerikalı bir kadının Mevlana’nın yazdıklarından ve söylediklerinden haberdar olduktan sonra aşkı yeniden keşfetmesini konu alıyordu.

“Leylekler Uçarken”in Fransa ve Sovyetler Birliği seyirci sayısının 33 milyon 707 bin kişi olduğu açıklandı.
Geçtiğimiz günlerde vefat eden Rusya’nın Audrey Hepburn’ü  Tatiana Samoilova’ya Cannes Film Festivali’nde özel bir ödül kazandıran ve Cannes Film Festivali’nde büyük ödül Altın Palmiye’yi elde eden Sovyetler Birliği filmi, “Letyat zhuravli- The Cranes are Flying-Leylekler Uçarken”in (1957; yönetmen: Mikhail Kalatozov) seyirci sayıları açıklandı.

Fransa sinemalarında 5 milyon 407 bin kişi toplayan filmin Sovyetler Birliği sinemalarındaki seyirci sayısı 28 milyon 300 bin kişiye ulaşmıştı.

Fransa ve Sovyetler Birliği’nde 33 milyon 707 bin kişi tarafından seyredilen “Leylekler Uçarken”, Türkiye sinemalarına 17 yıl gecikmeyle Ocak 1974’te gelmişti…

Nazilerin çaldıkları hazineler bir bir ortaya çıkarılmaya devam ediyor
İkinci Dünya Savaşı’nda yaşanan gerçekten yaşanmış bir öyküden esinlenen, göz kamaştırıcı yıldızlar kadrosuna  sahip “The Monuments Men-Hazine Avcıları” (yapım maliyeti: 70 milyon dolar /dünya hasılatı: 155 milyon dolar) Nazi Almanyasının özellikle Yahudi sanat koleksiyoncularından çaldığı beş milyondan fazla sanat eserinin bulunması (kurtarılması) için başlatılan operasyonu konu almıştı.

Bu operasyonda “Hazine Avıları”nın bazıları çatışma kurbanı olarak hayatını kaybetmişti…

Savaşın bitiminden bu yana yaklaşık yetmiş yıl geçmesine rağmen, bugün bile Naziler tarafından çalınan 200 binden fazla sanat eserinin nerede ve kimlerin elinde olduğu (akibeti) ne yazık ki  bilinmiyor.

Ancak Nazilerin öldürdükleri 7 milyon Yahudi’den  (Naziler eşcinselleri, Romanları, kronik hastaları ve engellileri de toplama ve imha kamplarında kitleler halinde katletmişlerdi) yağmaladıkları sanat eserleri ortaya çıkmaya devam ediyor. Adolf Hitler’in sanat danışmanı Hildebrand Gurlitt’ten (1895-1956) oğlu Cornelius Gurlitt’e (1932-2014)  kalan 1400 eserlik koleksiyonun en az  1 milyar Avro değerinde olduğu belirtiliyor.

Nazilerin Sovyetler Birliği işgalinde çaldıkları 30 ton kehribar da (değeri yaklaşık 87 milyon Avro) yeni ele geçirildi.

“Citizen Kane-Yurttaş Kane” (1941) ve“The Music Lovers-Yalnız Kalpler”den (1971) sonra linç edilme sırası “Welcome to New York” da
“Welcome to New York” filminin yapımcısı Vincent Maraval,  kolları çok uzun, nüfuzlu ve servet sahibi Dominique Straus Kahn ile O’nun eski eşi bayan Anne Sinclair’in gazabından kurtulabilmek için çareler arıyor.Bunun içinde Dominique Straus Kahn’ın filmde adı Devereaux, Anne Sinclar’in ise Simone olarak geçiyor!

Tarih tekrar ediyor ve “Citizen Kane-Yurttaş Kane”de (1941; yapım bütçesi: 686 bin 33 dolar) Orson Welles’in uğradığı  saldırıları bu kez “Welcome to New York” adlı film göğüslüyor.

Bilindiği gibi, Orson Welles dokuz dalda OSCAR adayı ve senaryo OSCAR’ını kazanan “Yurttaş Kane”de gazetelerden bir imparatorluğu olan milyarder William Randolph Hearst (1863-1951) ve metresi Marion Davies’i (1897-1961) değişik adlarla (Kane ve Susan Alexander) beyazperdeye getirmesine rağmen William Randolph Hearst tarafından kelimenin tam anlamıyla cezalandırılmıştı/ batırılmıştı.

1971-1974 arasında dünya sinemalarında gösterime sunulan İngiliz filmi  “The Music Lovers-Yalnız Kalpler”  (yönetmen: Ken Russell; yapım bütçesi: 1 milyon 600 bin İngiliz Sterlini) ise besteci Çaykovski’nin 1877’de evlendiği Antonina Milyukova’nın cinsel isteklerini karşılayamayan ve eşcinsel ilişkiler kuran bir karakter olarak tanımlanmasından dolayı  Sovyetler Birliği’nin gazabına uğramıştı.

Rus filmi “Çaykovski”,  İngiliz yönetmen Ken Russell’ın “The Music Lovers-Yalnız Kalpler”ine Sovyetler Birliği’nin yanıtı oldu…”Women in Love-Aşık Kadınlar”la (yapım maliyeti: 1 milyon 250 bin dolar) yönetmen dalında OSCAR adayı olan ve bu filmden yedi bin iki yüz dolar ücret alan Glenda Jackson’a ilk OSCAR ödülünü kazandıran yönetmen Ken Russell, Richard Chamberlain’ın Çaykovski’yi (1840-1893) , Glenda Jackson’ın Çaykovski’nin karısını (1848-1917) canlandırdığı “The Music Lovers-Yalnız Kalpler”de Çaykovski’nin eşcinsel (biseksüel) olduğunu, karısının cinsel isteklerini karşılayamadığını ve bu nedenle kadının akıl hastanesine düştüğünü iddia edince Ruslar çok kızmış, çok alınmıştı. Rus Devleti’nin resmi görüşüne ve onu dile getiren sözcülerine göre “Çaykovski eşcinsel, biseksüel değildi; sapına kadar heteroseksüeldi.”

Yakın zamanda(2013’te) Rusya lideri Vladimir Putin, Rus besteci Çaykovski’nin eşcinsel olduğunu kabul etmiştir.

Sovyetlerin en ünlü erkek yıldızı Innokenti Smoktunovsky’dir (1925-1994). O’nun Hamlet’i canlandırdığı “Gamlet”(1964) Sovyetler Birliği sinemalarında 21 milyon 100 bin kişiye ulaşırken, besteci Çaykovski’yi canlandırdığı “Çaykovski” adlı film 23 milyon 700 bin kişiyi bulmuştur.

Başı belada bir film: “Welcome to New York”
Dominique Straus Kahn’ın avukatlarından Jean Veil, “Welcome to New York”la her türlü hukuki yolla mücadelelerinin süreceğini söylüyor…

Yapımcı Vincent Maraval (yapım şirketi Wild Bunch) filmlerine uygulanan linçi şöyle özetliyor:

“Filmimizi boğmaya çalıştılar ve çalışmaya devam ediyorlar; Fransa’da gösterime girecek sinema salonu bulamadık; Dominique Straus Kahn ile O’nun eski eşi Anne Sinclair aracılar koydular (bunlardan biri Anne Sinclair’in dostu yazar Dan Franck) ve bu aracılarla bu filmi sakın yapma mesajını yolladılar; filmimize hiçbir televizyon kanalı destek olmak istemedi; şimdi de davalar yolda.”

“Welcome to New York”u izlemek isteyenler yedi Avro ödeyerek internet aracılığıyla bunu yapabilecek!

Anne Sinclair mahremiyetinin (özel hayatının) en azından Fransa’da beyazperdelere yansımasına engel olmuş, kendince bir zafer kazanmış görünüyor.

Anne Sinclair’in 1991-2013 arasında evli olduğu Uluslararası  Para Fonu (IMF: International Monetary Fund) eski Başkanı ve Fransız eski Bakan Dominique Straus Kahn’ın içgüdülerini kontrol edemeyerek Mayıs 2011’de New York, Manhattan’daki  Sofitel Oteli’ndeki odasında kadın temizlik görevlisi Nafissatou Diallo’ya cinsel saldırı düzenlediği iddiasıyla tutuklanmasıyla patlak veren skandal  “Welcome to New York”a konu edilmişti.

Nuri Bilge Ceylan’ın en çok beğendiği filmler ve bunların yönetmenleri :
(Ceylan’ın Eylül 2012 tarihli Sight and Sound Dergisi için hazırladığı liste)

1-“Mirror-Ayna”/ 1975; Andrey Tarkovski (1932-1986)
2-“Andrey Rublev”/ 1966; Andrey Tarkovski
3-“Tokyo Story”/1953; Yasujiro Ozu (1903-1963)
4-“Late Spring”/1949; Yasujiro Ozu
5-“A Man Escaped”/1956; Robert Bresson(1901-1999)
6-“Au Hasard Bathazar”/1966; Robert Bresson
7-“Shame”/1968; Ingmar Bergman(1918-2007)
8-“Scenes from A Marriage”/1973; Ingmar Bergman
9-“L’Avventura-Serüven”/1960; Michelangelo Antonioni(1912-2007)
10-“L’eclisse-Batan Güneş”/1962; Michelangelo Antonioni

Altın Palmiye adayı Nuri Bilge Ceylan  filmleri:
*”Koza” (1995) 20 dakikalık kısa film
*“Uzak” (2002)
* “İklimler” (2006)
* “Üç Maymun” (2008)
* “Bir Zamanlar Anadolu’da” (2011)
*“Kış Uykusu-Winter Sleep” (2014) Baş rollerinde Haluk Bilginer, Demet Akbağ , Melisa Sözen ve Nejat İşler var; Türkiye, Almanya ve Fransa ortak yapımı.

Madencileri konu alan en önemli filmleri ve romanları hatırlayalım:
Fransız edebiyatçı Emile Zola (1840-1902) “Germinal” (1885) adlı romanında Fransa’da madencilerin durumunu konu almıştı.1906’da Fransa’daki Courries Maden kazasında bin 99 kişinin hayatını kaybetmesi ülke tarihinin en büyük  maden kazalarından biri oldu ve bundan ders alındı…

Madencileri konu alan diğer eserler arasında, ”How Green Was My Valley-Vadim O Kadar Yeşildi ki” (1939; yazan: Richard Llewellyn) romanı ve bu romandan uyarlanan John Ford’un yönettiği aynı adlı beş OSCAR Kazanan film (1941) ve Fransa sinemalarında 6 milyon 161 bin kişi tarafından seyredilen Emile Zola uyarlaması “Germinal” (1993; yönetmen: Claude Berri) ilk akla gelenler…

Bizim sinemamızdan Yavuz Özkan’ın “Maden” (1978) ve Yılmaz Erdoğan’ın “Kelebeğin Rüyası” (2013) adlı filmleri de bunlara eklenebilir.

Filmi yapılmak istenen 2010’daki Şili San Jose Bakır ve Altın Madeni kazasında 33 işçi “Rescue Chamber-Yaşam Odaları”na sığınarak yerin 700 metre altında 69 gün boyunca hayatta kaldıktan sonra kurtarılmışlardı.

Türkiye’deyse ne yazık ki Ocak 2014 rakamına göre sadece 1 milyon 96 bin sendikalı işçi var…Sarı sendikalar ise herkesin bildiği gibi  işçilerin değil patronların çıkarlarına hizmet ediyor…

Türkiye’de maden işçisi sayısı yaklaşık 50 bin…Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 176 nolu sözleşmesini (Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Koşulları Sözleşmesi) imzalamayan dünyada üç ülke var: Afganistan, Pakistan ve Türkiye…

Maden işçilerimiz sadece “Yaşam Odaları”ndan değil yerin altında kirli/ zehirli havadan en az bir saat koruyabilen gaz maskelerinden (tanesi 300 ila 1000 TL) yoksun.

Bu arada, ABD Başkanı Obama’nın Soma Maden Kazası sonrası Başbakanı değil Cumhurbaşkanını araması bile ince bir mesaj niteliğini taşıyor.

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları
© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır