Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Nazım Hikmet: “Ben Denizkızı Eftelya Değilim”

Hakan Sonok Yazıları

1) Uygar Şirin’in romanını yönetmen Tunç Şahin beyazperdeye uyarladı… Filmin baş rollerinde Özge Özpirinççi, Sarp Apak ve Bülent Emin Yarar var… 21 Kasım’da Türkiye sinemalarında gösterilmeye başlanacak olan filmde aşağıdaki şarkılar kullanıldı… Filmin adı?
Sezen Aksu / Deliveren
Sezen Aksu / Hoşgeldin
Silüetler / Sis
Erol Evgin / İçimdeki Fırtına
Nilüfer / Dünya Dönüyor ('74)
Barış Manço / Alla Beni Pulla Beni
Burak Kut / Benimle Oynama
Tarkan / Öp
Hande Yener / Sana Kırmızı Çok Yakışıyor
Mustafa Sandal / Kop
MFÖ / Yalnızlık Ömür Boyu
Bubi Tuzak / Bir Gerçek Var
Ezginin Günlüğü / Babamı Anarken
Ümit Sayın / Takılma
Maria Rita Epik / Seviyorum
Atilla Taş / Elimi Soksam
Hande Yener / Sen Yoluna Ben Yoluma

A- Karışık Kaset
B- Eve Giden Yol 1914
C- Doktor Civanım
D- Siyah Gözler
E- Aşk Hikayesi
F- Mavi Boncuk
H- Gülen Gözler

2) İngiltere Başbakanı Herbert Henry Asquith, Kenneth Branagh ile ilişkiye girerek O’nun Emma Thompson ile evliliğinin yıkılmasına yol açan ve şu anda yönetmen Tim Burton ile evli oyuncu Helena Bonham Carter’ın büyük büyük dedesidir…
Helena Bonham Carter, “The Wings of Dove-Güvercinin Kanatları” (1997) ve “The King’s Speech-Zoraki Kral”la (2010) iki kez OSCAR ödülü adaylığı elde etmiştir.
Ernest Raymond (1888-1974) tarafından yazılan Şubat 1922’de yayınlanan “Tell England” adlı roman beyazperdeye de iki kez uyarlanmış ve ortaya çıkan ilk film 1931’de dünya sinemalarında gösterime sunulmuştu…Bu filmin adı:  “Tell England / The Battle of Gallipoli-Anlat İngiltere / Gelibolu Savaşı ”dır… 
Çanakkale Savaşları döneminde İngiltere Başbakanı olan Herbert Henry Asquith’in  (1852-1928) oğlu olan  Anthony Asquith (1902-1968) ve Geoffrey Barkas (1896-1979) tarafından yönetilen “Anlat İngiltere /Gelibolu Savaşı”,  hem  1914-1918 yılları arasında üç milyonu Osmanlı İmparatorluğu yurttaşı toplam onaltı buçuk milyondan fazla insanın hayatına malolan  Birinci Dünya Savaşı üzerine yapılmış en müthiş filmlerden biridir, hem de ilk Çanakkale Savaşı filmidir…
Yönetmen, senaryo yazarı, sinemasever Halit Refiğ  bu satırların yazarına, “Çanakkale Geçilmez” adıyla Türkiye sinemalarında gösterilirken bu filme, gereken saygıyı göstermediğimizi ve Türkiye’de çekilen bazı ek, yama sahneler montajladığımızı anlatmıştı.
“Tell England” adlı roman yönetmen Peter Weir’ın ”Gallipoli-Gelibolu” (1981; Yönetmen: Peter Weir) adlı filmine de temel kaynak oldu… O, “Tell England / The Battle of Gallipoli-Anlat İngiltere / Gelibolu Savaşı ”nı (1931) 22 Ocak 1932’de seyretmiş ve hayran olmuştu… Kimdi?

A- İsmet İnönü
B- Mareşal Fevzi Çakmak
C- Celal Bayar
D- Şükrü Saraçoğlu
E- Recep Peker
F- Hüsrev Gerede
G- Mustafa Kemal Atatürk

3) 20.yüzyılın en eli kanlı diktatörlerinden Hitler’in hayran olduğu filmlerden biri…

A- Metropolis
B- Napoleon
C- Intolerance: Love's Struggle Throughout the Ages
D- General 
E- The Kid
F- The Gold Rush
G- King Kong

4) Michael Keaton iki kez, Christian Bale üç kez Bruce Wayne/ Batman rolünü üstlenmişti…42 yaşındaki oyuncu “Batman v Superman: Dawn of Justice-Batman Süperman’e Karşı: Adaletin Şafağı” (2016), “The Justice League Part One” (2017), “Justice League Part Two” (2019) filmlerinde üç kez Bruce Wayne/ Batman rolünde karşımıza çıkacak…
”Pearl Harbor”, “Armageddon”, “Gigli”, “Daredevil”, “Paycheck”, “Jersey Girl”, “Surviving Christmas” ve “Paycheck” ile beş dolar değerindeki Ahududu/Razzie ödüllerine abone olarak çağımızın en kötü oyuncularından biri olarak tescillendi…Kimdir?

A- Matt Damon
B- Jim Carrey
C- Ben Affleck
D- George Clooney
E- Brad Pitt
F- Kevin Spacey

5) Nazım Hikmet, Mustafa Kemal Atatürk bir akşam yemeğinde kendisine ve misafirlerine şiir okuması için çağırttığında  evinin kapısına dayanan polis memurlarına “Ben Denizkızı Eftalya (1891-1939) değilim,” diyerek gitmemişti…Nazım Hikmet’in ülkede  sosyal adalet sağlanmasını  arzu etmesinin ödülü yaklaşık onüç buçuk yılı çeşitli cezaevlerinde geçirmek oldu… Türkan Şoray’ın baş rolünde olduğu bu film Nobel edebiyat ödülüne aday gösterilen Nazım Hikmet’ten beyazperdeye uyarlandı…Film, Sovyetler Birliği’nde 25 milyon 400 bin seyirci buldu…Filmin adı?

A- Buruk Acı
B- Acı Hayat
C- Mine
D- Dila Hanım
E- Hazal
F- Vesikalı Yarim
G- Bir Aşk Masalı: Ferhat ile Şirin
H- Seninle Ölmek İstiyorum

6) Türkiye sinemalarında Ekim 1979’da gösterilmeye başlanan “The Message-Mohammed, Messenger of God-Çağrı: İslamiyetin Doğuşu / Hazreti Muhammed: Allah’ın Elçisi”nin (1978) yönetmeniydi… Filmi ülkemizde milyonlarca seyirciyi sinema salonlarına çekti… Meydanlarda, açık havada büyük kalabalıklara gösterildi… Televizyonlar O’nun bu filmini binlerce kez yayınladı…9 Kasım 2005 günü, bir yakınlarının düğününe katılmak üzere gittiği Ürdün'ün başkenti Amman'da, El Kaide teröristlerinin Hyatt oteline yönelik bombalı saldırısında kızıyla birlikte vefat etti...”İstanbul’un Fethi” filmini çekmek için gereken parayı Türkiye’den sağlayabilmek için 25 yıl boyunca uğraştı;döndü dolaştı;  çeşitli kişiler ve grupların tutmadıkları sözler ve vaadlerle  oyalandı, kandırıldı, dolandırıldı… Kimdi?

A- Atef Salem
B- Youssef Chahine
C- Henry Barakat
D- Mustafa Akkad
E- Ahmad Abdalla
F- Salah Abu Seif
G- Islam El Azzazi
H- Tamer El Said

7) 27 Eylül 1932 Salı günü, Ekim 1929’de başlayan ve 1939’a kadar süren ekonomik çöküşten / iflastan dolayı tarihinin en karanlık günlerini yaşayan ABD’nden bir general (1880-1964)  ile Mustafa Kemal Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’nda bir araya geldi…Sabiha Gökçen, “Atatürk’le Bir Ömür” adlı anı kitabında Atatürk’ün bu görüşmede bulunduğu öngörüleri (söylediklerini) şöyle özetledi: “Birinci Dünya Savaşı sonrası yapılan barış anlaşmaları Avrupa’da kalıcı barış getirmedi; sadece ateşkes sağlandı…Adil olmayan ve Almanların gururuyla/kibiriyle oynayan bir barış yapıldı…Almanlar ilk fırsatta bu barış anlaşmasını yırtmaya çalışacak…İkinci Dünya Savaşı çıkacak ve sonunda Almanya yenilecek…Savaşın tek galibiyse Stalin’in Sovyetler Birliği olacak…ABD’nin kendi içine kapanarak (kendini izole ederek) Avrupa’daki gelişmelere müdahil olmaktan vazgeçmesi yanlış bir politikadır… ABD içine dönmeyip Avrupa sorunlarında hakemliğini sürdürebilseydi 1918’de sağlanan ateşkes kalıcı bir barışa dönüşebilirdi… Bu şans ne yazık ki yitirilmiştir…”
ABD adına Ağustos 1945’te Japonya’yı teslim alan generali canlandıran oyunculardan bazıları: Henry Fonda, Gregory Peck, Laurence Olivier, Charlton Heston, Tommy Lee Jones…Generalin adı?

A- Norman Schwarzkopf
B- Dwight Eisenhower
C- Omar Bradley
D- Douglas MacArthur
E- George Smith Patton

8) Türkiye sinemalarında gösterilirken yabancı bir filme verilen en tuhaf, en alakasız, en uygunsuz, en manasız  ve  en yanıltıcı Türkçe isimlerden biriydi… Gerçekten yüz kızartıcıydı…Tüketiciyi (sinemaseveri) ahmak zannedenlerin bir eseriydi…Al Pacino ve Michelle Pfeiffer’ın baş rollerinde olduğu filme  ”Yaralı Yüz” ya da “Kübalı” uygun düşen Türkçe adlardı…Aralık 1985’te Türkiye sinemalarına gelen film (“Scarface”; 1983)  1980’de Küba’dan ABD / Miami’ye  göç eden ve burada uyuşturucu trafiğine yön vermeye başlayanları konu aldı…Senaryoyu yazan Oliver Stone da bir uyuşturucu bağımlısı olduğunu hiç saklamadı…Türkiye sinemalarında uzunluğundan dolayı ithalatçısı tarafından kısaltılarak (ithalatçısının kurgusuyla!)  gösterilen filme konulan saçma Türkçe ad (“Sicilyalı”) aslında Mario Puzo’nun haydut Salvatore Giuliano’yu (1922-1950) konu alan “The Sicilian” (1984) adlı romanından araklamaydı…Üstelik “Sicilyalı” romanı da 1987’de gösterime sunulan bir filme dönüştü ve “Sicilyalı Dönüyor” Türkçe adıyla Kasım 1988’de yurdumuz sinemalarında gösterildi! ”Scarface”in yönetmeni bence büyük haksızlığa uğrayarak Razzie adaylığına layık bulundu…Yönetmen kimdi?

A- Francis Ford Coppola
B- Paul Schrader
C- Brian De Palma
D- Martin Scorsese
F- Franklin J. Schaffner

9) Konusu 1908 yılında Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı bir Yunan adasında geçen “Pascali’s Island-Pascali’nin Adası”nın odağında yirmi yıldır adadaki kuşkulu / zararlı / muhalif  faaliyetleri ayrıntılı raporlar hazırlayarak efendisi Padişah 2. Abdülhamit’in  Beşiktaş Yıldız Sarayı’nda çalışan  istihbarat analizcilerine bildiren yarı İngiliz yarı Kıbrıs Rumu Basil Pascali bulunmaktaydı…1988’de Cannes  Film Festivali’nde büyük ödül Altın Palmiye için yarışan filmde ikisi de OSCAR ödüllü Ben Kingsley ve Helen Mirren baş rollerdeydi…“Indiana Jones and the Last Crusade”, “Midnight Express”, “Taken 2”, Hazreti Musa filmi “Exodus: Gods and Kings- Göç: Tanrılar ve Krallar”, “Şarkı Söyleyen Kadınlar”, “Yozgat Blues” ve Fatih Akın’ın  “The Cut”ında da oynayan Kevork Malikyan “Pascali’nin Adası”nın bir diğer oyuncusuydu… Barry Unsworth’un romanının uyarlamasıydı… “Fatal Attraction”ın senaryosuyla OSCAR adaylığı elde eden James Dearden “Pascali’nin Adası”nın yönetmeni ve senaryo yazarıydı…Pascali’nin Adası”nın çekim mekanları?

A- Rodos ve Simi
B- Skorpios Adası
C- Sedef Adası
D- Tavşan Adası
E- Domuz Adası
F- Santorini
H- Girit ve Mykonos

10) “From Here to Eternity-İnsanlar Yaşadıkça”yla OSCAR kazanan Frank Sinatra O’nun yüzüne “Şu rock’n roll’unla müziği sen katlettin. Müzik piyasasının başına gelenler hep senin suçun.Bu ülkede (Amerika Birleşik Devletleri) müziğin içine sen ettin… -You ruined music with your rock and roll.It’s your fault what’s happened to the music business. You’ve destroyed music in this country…” demişti…Kimdi?

A- Arif Mardin
B- Ahmet Ertegün
C- Nesuhi Ertegün
D- İlhan Mimaroğlu
E- Münir Ertegün

11) Fatih Akın’ın, “Soul Kitchen”  (Almanya hasılatı: 10 milyon 813 bin dolar), “Yaşamın Kıyısında” (Almanya hasılatı: 5 milyon 102 bin 332 dolar) , ”Duvara Karşı” (Almanya hasılatı: 5 milyon 485 bin 864 dolar ve 762 bin 642 seyirci), “The Cut” (Almanya hasılatı: 679 bin dolar; gösterimi sürüyor) ve “The Crossing to Bridge: The Sound of Istanbul-İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek” (Almanya hasılatı:  391 bin 706 dolar) gibi filmleri var…Yönetmenin, Yılmaz Güney’i konu alan filminde Güney’i kim canlandıracak?

A- Akın Gazi
B- Tahar Rahim
C- Mehmet Kurtuluş
D- Bartu Küçükçağlayan
E- Önder Çakar
F- Numan Acar
G- Korkmaz Arslan
H- Omar Nasreddin

12) George Lucas’tan Tom Hanks’e kadar diabet/şeker hastalığı Hollywood’da da çok yaygın…Diabete yol açan gen keşfini yapan Profesör Doktor, Harvard Üniversitesi’nin Genetik ve Kompleks Hastalıkları Laboratuvarı’nın yöneticisi…Yapı Kredi Bankası gibi 1944’te kurulan Ülker Grubu bu laboratuvara 10 yıl boyunca kurucusu Sabri Ülker’in (1920-2012) adını (Sabri Ülker Center) taşıması karşılığında 24 milyon dolar bağışladı… Ekibiyle birlikte Diabete yol açan gen keşfini yapan ve Nobel Tıp / Sağlık Ödülü’nü kazanması beklenen Profesör Doktor kim?

A- Gazi Yaşargil
B- Kemal Derviş
C- Gökhan Hotamışlıgil
D- Ali Nihat Anak 
E- Sema Anak
F- Mehmet Cengiz Öz

13) Yılın en iyi yabancı filmi dalında Altın Küre adayı İtalyan filmi…Yönetmeni Federico Fellini’ye OSCAR adaylığı kazandırdı…Bu filmin özgün müziğini besteleyenler arasında en değerli mimarlarımızdan Ahmet Kemaleddin Beyin (1870-1927) oğlu İlhan Mimaroğlu da (1926-2012) bulunuyordu…Filmin adı?

A- Amarcord
B- Roma
C- Roman Holiday
D- Il gattopardo
E- Satyricon
F- Much Ado About Nothing

14) 5 Mayıs 1925 Salı günü itibariyle yaklaşık 55 bin 540 dekarlık bir alana yayılıyordu…Mustafa Kemal Atatürk tarafından 12 Haziran 1937 Cumartesi günü hazineye bağışlandı…Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in açıklamasına göre günümüzde üzerinde 615 milyon dolar (1 milyar 370 milyon lira ya da 384 milyon İngiliz Sterlini) harcanarak yükselen bir Saray bulunuyor…Neresi?

A- Yıldız Parkı
B- Ankara Atatürk Orman Çiftliği
C- Validebağ Korusu
D- Güven Park
E- Kuğulu Park
F- Gençlik Parkı
G- Seğmenler Parkı

15) “Letyat zhuravli- The Cranes are Flying-Leylekler Uçarken” (1957) kadın oyuncusuna Cannes Film Festivali’nde özel bir ödül kazandırmıştı  ve bu film Cannes Film Festivali’nde büyük ödül Altın Palmiye’yi  de elde etti… Sovyet filmi Türkiye sinemalarına 17 yıl gecikmeyle Ocak 1974’te gelmişti…Filmin Sovyetler Birliği’ndeki seyirci sayısı 28 milyon 300 bin kişiye ulaşırken, Fransa’daki seyirci sayısı 5 milyon 414 bin 31’di…Kadın oyuncu dünyada Sovyetler Birliği’nin Audrey Hepburn’ü olarak tanınıyordu…Kimdi?

A- Lyudmila Savelyeva 
B- Irina Skobtseva
C- Vera Baranovskaya
D- Tatiana Samoilova
E- Zinaida Ilyinichna

16) 1924’te Doğu Ekspresi’yle geldiği İstanbul’da Pera Palas 103 nolu odada kaldığında henüz dünyanın en büyük yıldızı değildi… Çok güzel ve çok yetenekli kadın on milyonlarca insanın işsiz, aç ve evsiz kalmasına, her şeyini yitirmesine, milyonlarca intihara yol açan, 1929’dan 1939’a kadar süren, İkinci Dünya Savaşı’nın nedenlerinden biri olan  dünya ekonomik krizinde bile devasa paralar kazandı…”Camille” (1936) ve “Conquest” (1937) filmlerinden 500’er bin dolar elde etti…”Romance” (1930), “Anna Christie” (1930), “Camille” (1936) ve “Ninotchka”yla (1939) OSCAR ödülüne adaylık elde etti… Kimdi?

A- Bette Davis
B- Joan Crawford
C- Marlene Dietrich
D- Pola Negri
E- Judy Garland
F- Greta Garbo

17) Yönetmen Roman Polanski ve oyuncu Faye Dunaway “Chinatown-Çin Mahallesi”nin setinde sürekli kavga etmiş ve birbirlerine hakaretler savurmuşlardı…Marlon Brando “The Score” filminin yönetmenini setten kovdu…Marlon Brando setteyken yönetmenin sete adım atması yasaktı…Brando’nun sahnelerini Robert De Niro yönetmek zorunda kaldı…Robert De Niro, ”The Godfather-Baba”da Brando’nun canlandırdığı mafya babası Don Vito Corloene’nin gençliğini canlandırdığı “The Godfather : Part 2-Baba 2”yle ilk OSCAR’ını kazanmıştı…”The Score”dan De Niro 15 milyon dolar , Edward Norton 6 buçuk milyon dolar, Marlon Brando 3 milyon dolar, Angela Bassett 3 buçuk milyon dolar ücret aldı…Brando’nun kovduğu yönetmen kimdi?

A- Robert Zemeckis
B- Sydney Pollack
C- Robert Altman
D- Sidney Lumet
E- George Lucas
F- Frank Oz
G- Martin Scorsese

18) Uzun yıllar Beyoğlu Emek ve Ankara Akün sinemalarını işleten İsmet & Orhan Kurtuluş kardeşler (Akün Film) tarafından ithal edilen, 19 Kasım 1973 Pazartesi Türkiye sinemalarında gösterilmeye başlanan filmin tam olarak ne anlattığını yönetmen François Truffaut ve oyuncu Rock Hudson da anlayamamış ve karşılaştıkları herkese sormuştu…Bu film, İspanya’da 2 milyon 911 bin 76 , Fransa’da 3 milyon 392 bin 971 seyirciye ulaştı…10 buçuk milyon dolara maloldu ve dünya hasılatı 190 milyon doları geride bıraktı…Hangi film?

A- Tommy
B- A Star Is Born
C- Solaris 
D- Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb
E- Nashville
F- 2001: A Space Odyssey
G- Don't Look Now

19) Hollywood’un en etkili kişilerinden ikisi,  Walt Disney (1901-1966) “Gökten İnen Melek”le,  Jack Warner (1892-1978) ise “My Fair Lady-Benim Tatlı Meleğim”le 1964 yılında kapışmış (düello etmiş) ve 5 Nisan 1965 Pazartesi gecesi bu iki film 13 OSCAR heykelciğini paylaşmıştı... 17 milyon dolara malolan “Benim Tatlı Meleğim”den oyuncular  Audrey Hepburn 1 milyon 100 bin, Rex Harrison 250 bin, yönetmen George Cukor 300 bin dolar kazanmıştı… “Benim Tatlı Meleğim” yılın en iyi filmi, yönetmeni, erkek oyuncusu (Harrison), sanat yönetmeni, görüntü yönetmeni, kostümcüsü, sesi ve uyarlama müziği dallarında (sekiz) OSCAR ödülü elde etmişti…Sinema tarihçileri “Benim Tatlı Meleğim”deki şarkıları Audrey Hepburn’ün sesinden dinleyebilseydik Hepburn bu rolüyle en azından OSCAR adayı olabilirdi,” diyor…Ancak Jack Warner buna izin vermedi…Audrey Hepburn şarkı söylerken bize Marni Nixon’ın dublajını dinletti…6 milyon dolara malolan “Gökten İnen Melek”ten Julie Andrews sadece 125 bin dolar kazandı…”Gökten İnen Melek” kadın oyuncu (Andrews), özel görüntü efektleri, kurgu, özgün müzik ve şarkı dallarında (beş) OSCAR ödülü kazandı…Bu iki filmin Kuzey Amerika (ABD-Kanada) sinemalarındaki  hasılat savaşı “Gökten İnen Melek”in ezici üstünlüğüyle sonuçlandı…Kuzey Amerika sinemalarında “Benim Tatlı Meleğim” o günün parasıyla 72 milyon (bugünün yaklaşık 487 milyon) dolar tutarında hasılat elde ederken, “Gökten İnen Melek” o günün 102 milyon (bugünün 634 milyon) doları hasılat elde edebildi…Türkiye sinemalarında beş yıl gecikmeyle 1969’da gösterilen “Gökten İnen Melek”i sadece Fransa sinemalarında 4 milyon 317 bin, İsveç’teyse 630 bin kişi seyretmişti…“Benim Tatlı Meleğim”se Türkiye sinemalarına dört yıl gecikmeyle 1968’de gelmişti. …“Benim Tatlı Meleğim” sadece İsveç sinemalarında 811 bin kişi tarafından izlenmiş…”Gökten İnen Melek”in  özgün adı?

A-The Sound of Music
B- Chitty Chitty Bang Bang
C- Nanny McPhee
D- The Bells of St. Mary's
E- Mary Poppins
F- The Greatest Show on Earth
G- Gigi

20) Beyazperdede ve televizyon filmlerinde 1917’den bugüne kadar 70 kez değişik oyuncularca canlandırılan gizemli Rus şifacı Grigori Rasputin’e en son Gérard Depardieu hayat verdi…Okur yazarlığı bile son derece kısıtlı olan Rasputin Sibiryadan çıkıp Batı Rusya’ya doğru giden yollarda ilerlerken verdiği vaazlarla tanınmış, kısa sürede St. Petersburg’da Çarlık Rusyasının İmparatoriçesinin bir numaralı gözdesi olmuştu.Rasputin içkiye ve kadına doymazlığıyla da ün yapmıştı; en gözde eğlencesi  evli ve güzelliği dillere destan aristokrat kadınları baştan çıkartmaktı…Büyük cinsel organıyla ünlü Rasputin (1869-1916) Son Rus Çarı 2. Nikola’nın doktorların tedavisinde çaresiz kaldığı ve “Ne yazık ki, ölümü çok yakın zamanda gerçekleşecek!” dedikleri  hemofili hastası tek oğlu Alexei’nin (1904 doğumluydu) iç ve dış kanamalarına yetenekleriyle (hipnotize ederek) son vererek Çariçenin (İmparatoriçenin) güvenini kazandı. Çocuğun çektiği dayanılmaz acılar bu kehanetleriyle de ünlü gizemli adam tarafından durdurulabiliyordu…Rasputin, sarkıntılıklarıyla, tecavüzleriyle çeşitli skandallara, çeşitli rezaletlere yol açtı bunların tümü İmparatorluk ailesinin baskısıyla örtbas edildi; Çariçeyle bile ilişkisi olduğu iddia edildi; Kraliyet Ailesi’yle yakınlığı bütün Rus halkınının dedikodu konusu haline geldi; karikatürlere malzeme oldu; İmparatorluk Ailesi’ni elinde kukla gibi oynattığı iddiaları önce bütün Rusya’ya, sonra bütün dünyaya yayıldı… Alman casusu olduğu iddia edildi…Rasputin’in Rus Sarayı’nda yükseldiği günlerde, Rus ordusu Almanya, Osmanlı İmparatorluğu ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu karşısında Birinci Dünya Savaşı’nda  ağır yenilgiler almaktaydı. Cepheden gelen kötü haberlerin ve cenazelerin ülke çapındaki  yiyecek kıtlığı (açlık) ve karaborsayla birleşmesiyle Rusya’nın her yanına dalga dalga huzursuzluk yayılmaktaydı… Çariçe’nin gözdesi Rasputin işte bu sıralarda Kraliyet ailesi üzerindeki inanılmaz etkisini çekemeyen Aristokratlar tarafından öldürüldüğünde sadece 47 yaşındaydı…Cenazesi Çarlık ailesinin katıldığı törenle İmparatorluk Parkı’nda toprağa verildi.Komünist ayaklanmacılar ise Çarı devirdikten hemen sonra Rasputin’in cesedini mezarından çıkararak ateşe verdi…Rasputin, ölümünden kısa bir önce bıraktığı notta, eğer Aristokratlar tarafından öldürülürse ülkede iç savaş çıkacağını, kanın gövdeyi götüreceğini,Rusya’daki tüm Aristokratların 1789 Fransız devriminde olduğu gibi ya öldürüleceğini ya da Rusya’dan kaçmak zorunda kalacağını  öngörmüş ve kendisini öldürecekleri lanetlemişti.Kehanetine göre kardeşin kardeşinin boğazını keseceği dönem en az 25 yıl sürecekti…Rasputin, öldürüldükten bir yıl sonra “The Fall of the Romanoffs”(1917) adlı sinema filminde Edward Connelly tarafından canlandırılmıştı…Bugüne kadar Rasputin’i konu Alan sinema ve televizyon filmlerinin sayısı yetmişi buldu…Aşağıda sözlerini bulabileceğiniz “Rasputin” adlı şarkıyı kim seslendirmişti?

There lived a certain man in Russia long ago
He was big and strong, in his eyes a flaming glow
Most people looked at him with terror and with fear
But to Moscow chicks he was such a lovely dear
He could preach the bible like a preacher
Full of ecstacy and fire
But he also was the kind of teacher
Women would desire

RA RA RASPUTIN
Lover of the Russian queen
There was a cat that really was gone
RA RA RASPUTIN
Russia's greatest love machine
It was a shame how he carried on

He ruled the Russian land and never mind the Czar
But the kasachok he danced really wunderbar
In all affairs of state he was the man to please
But he was real great when he had a girl to squeeze
For the queen he was no wheeler dealer
Though she'd heard the things he'd done
She believed he was a holy healer
Who would heal her son

RA RA RASPUTIN
Lover of the Russian queen
There was a cat that really was gone
RA RA RASPUTIN
Russia's greatest love machine
It was a shame how he carried on

[Spoken:]
But when his drinking and lusting and his hunger
for power became known to more and more people,
the demands to do something about this outrageous
man became louder and louder.

"This man's just got to go!" declared his enemies
But the ladies begged "Don't you try to do it, please"
No doubt this Rasputin had lots of hidden charms
Though he was a brute they just fell into his arms
Then one night some men of higher standing
Set a trap, they're not to blame
"Come to visit us" they kept demanding
And he really came

RA RA RASPUTIN
Lover of the Russian queen
They put some poison into his wine
RA RA RASPUTIN
Russia's greatest love machine
He drank it all and he said "I feel fine"

RA RA RASPUTIN
Lover of the Russian queen
They didn't quit, they wanted his head
RA RA RASPUTIN
Russia's greatest love machine
And so they shot him till he was dead

[Spoken:] Oh, those Russians... 

A- Abba
B- Barbra Streisand
C- The Rolling Stones
D- The Who
E- Led Zeppelin
F- Jethro Tull
G- Celine Dion
H- Beatles
İ- Boney M

Cevap Anahtarı: 
1-A
2-G
3-G
4-C
5-G
6-D
7-D
8-C
9-A10-B
11-A
12-C
13-E
14-B
15-D
16-F
17-F
18-F
19-E
20-I

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları
© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır