Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Dünyada kapladığı yerden büyük mücadele verenlerin filmi; Zerre

Cemre Nur Meleke Yazıları

Başarılı kısa filmleriyle tanıdığımız Erdem Tepegöz, ilk uzun metrajlı filmi Zerre ile büyük başarılara imza attı. Uluslararası Moskova Film Festivali, New York Eurasian Film Festivali, Uluslararası Altın Portakal ve SİYAD gibi önemli yerlerden ödül alan Zerre, üzerine günlerce konuşulmaya değecek bir senaryo içeriyor.

Zerre, Erdem Tepegöz’ün Tarlabaşı’nda rastladığı bir kadının hikayesinden etkilenmesi ve bunu kaleme almasıyla izleyici ile buluştu. Başarılı bir kasta sahip Zerre’nin başrolünde Jale Arıkan’ın muhteşem oyunculuğunu izliyoruz.

Araştırmalarıma göre film, gerçek mekanlarda çekilmiş. Evlerde kullanılan aksesuarlar, eşyalar o civardaki halkın kullandığı objeler. Hatta filmde geçen fabrikadaki işçilerin bir kısmı gerçek hayatta da aynı fabrikada işçilik yapıyor. Ses ve görüntü kalitesi oldukça iyi. Film, gerçekçi temalar üzerine kurulunca da hikaye, izleyiciye tam olarak yansıyor tabii.

Zerre, bir karakter sineması çalışması. Uzaktan bakınca küçük ama kendi  içinde büyük dünyası olan Zeynep’in hikayesi… 

Zeynep, annesi ve engelli kızı Gülçin ile Tarlabaşı’nın ücra bir mahallesinde hayatını sürdürmektedir. Bir fabrikada çalışan Zeynep, bu işinin yanında annesiyle de camide sela okunurken dağıtabileceği bohçalar hazırlamaktadır. Yeter ki eline birkaç kuruş para geçsin... Para sıkıntısı çeken ve ailesine kıt kanaat bakmaya çalışan Zeynep, çalıştığı fabrikadan çıkarılınca iş aramaya başlar. Ne iş olsa yaparım diyen, gece gündüz çalışmaya hazır olan Zeynep, İstanbul’da bir türlü bir iş kapısı bulamaz ve Trakya’da bir fabrikaya işçi olarak gitmeye karar verir. Zeynep’in karşısına onu başka yollara sevk etmek isteyen insanlar çıkar. Karakterinden ödün vermeyen ve sadece işine bakmak isteyen Zeynep,  karşılaştığı kötü insanlar ve olaylar yüzünden işi bırakıp apar topar İstanbul’a döner. Zeynep’in tekrar İstanbul’a dönmesinin asıl nedeni ise kızı Gülçin’dir. Ev sahibinin yönlendirmesiyle kanını para karşılığında satan Zeynep, yokluğunda ev sahibinin evin kirası için kızından kan aldığını telefonla öğrenir ve İstanbul’a döner.  Para sıkıntısından dolayı organını ev sahibinin götürdüğü doktora satmaya karar verir.

Bir yanda kanını, organını satmak zorunda kalabilecek kadar yokluk içinde olan Zeynep, bir yanda da Zeynep’in durumuna aldırış etmeyen zulümkar insanlar…

Para kazanmak, ev geçindirmek, çocuğuna ve annesine bakmak, kendisine bakmak bile bir artı meseleyken, sadece hayatta var olmanın bile bir yük olduğunu anlatıyor bize Zerre.

Yönetmen Erdem Tepegöz’ün iktisat mezunu olması, filmi makro ve mikro boyutlar ile kameraya almasını sağladığını ve bunu izleyiciye de yansıttığını düşünüyorum. Filme baktığınızda, ilk izlenim olarak filmin konusunu ve duygusunu hissederken, arka plan izleniminizde yaşam ve insan arasındaki boyutu görebiliyorsunuz. Evrende bir toz tanesi kadar olsak da, çevremizdeki insanların egoları, çıkarları, hırslarından kaynaklanan zulümlerine maruz kalıyoruz. Ve hep hayatta edindiğimiz yerden daha büyük mücadeleler vermek durumunda bırakılıyoruz. Zeynep de bu hayatta küçücük bir yere sahipken, kendinden büyük mücadele veren bir kadın.

Zeynep karakterinde en çok beğendiğim durum, ne acı çekerse çeksin ailesine ve dışarıya yansıtmadan üstesinden gelmeye çalışması. Bu konuda Erdem Tepegöz’ü ayrıca tebrik etmek gerekiyor. Zerre, duygu yoğunluğunu izleyiciye aşılamaktan çok, bir durum tespitini gözler önüne seriyor. Yani aşırıya kaçılmış bir ajitasyon durumu yok. Anlayacağınız film özel bir duruma işaret etmiyor, hikayeye objektif yaklaşıyor, anlam ve okumayı izleyiciye bırakıyor.

Film hakkında araştırma yaparken yönetmen ve senarist Erdem Tepegöz’ün Zerre ile ilgili röportajını okudum ve bazı kısımlarını çok beğendim. Özellikle, baba olgusunu sadece Türk filmlerinden anlamış biri olarak, Erdem Tepegöz’ün şu cümleleri ilgimi çekti;

“Yaratıcının cinsiyeti olsaydı dişi olurdu denir, yaratmak ve olmak kavramından hareketle. Bu yüzden doğuranın, doğurganın; doğanın en güçlü varlığı olması çok kabul edilir bir durum. Gücün sadece fiziki güçle ölçülüyor olması veya fiziki gücün yüzde olarak kadınlarda zayıf olması asıl erkin kimde olduğunu da ispatlayamaz. Kişisel olarak deneyimim; annemin her zaman babamdan daha güçlü olduğu gözlemime dayanıyor.

Röportajı okumaya devam ettiğimde, filmin sonunun izleyicinin yorumuna bırakılmış olmasına dair, yönetmenin düşüncelerine katılıyorum;  

“Bence karakter içinde zaten öyküyü barındırıyor. Son süreçte izleyicilerin zihni artık çok keskin bir noktada ve bir zihin tembelliğimiz olduğunu düşünüyorum. Mutlaka bir sonuç bekliyoruz, olaylar giriş gelişme sonuç ağında anlatılsın diye bekliyoruz. Oysa siz de bir insanla birlikte biraz zaman geçirdikten sonra eve gittiğinizde bütün soruları cevaplamış gitmiyorsunuz, bu da öyle. Kesit olmasının, karakter odaklı olmasının sebebi bu.

***
Zerre’yi izlediğimde bu hikayeyi gerçekten yaşayan kadını, kadınları düşündüm. Biz hikayeyi izliyoruz, tanık oluyoruz, anlamaya çalışıyoruz ama onlar izlediğimizi yaşıyorlar. Yaşıyorlar ve üstesinden geliyorlar. Çünkü kendilerinden, güçlerinden ve evrenden daha da büyük bir şey taşıyorlar bedenlerinde: Kalplerini…

Serdar Özkan’ın çok sevdiğim bir sözü vardır;

“Evrende küçücük bir noktasın, ama o küçücük noktaya evrenden çok ama çok daha fazlası sığabilir. Çünkü o küçücük noktanın içinde bir kalp var.

Son olarak, ülkemizde Zeynep karakterinin yaşadıklarını yaşamak durumunda kalan kadınlarımız, sadece yaşamını sürdürebilmek için çırpındığı sürece, hep şunu söyleyeceğim;

Herkese ve her şeye yetecek kadar büyük olan hayata, bir adaleti sığdıramadık… 

Ne olursa olsun, hep gökyüzüne bakan kadınlara…

» Zerre film sayfası

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları
© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır