Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Güruhun orkestrası

Başak Tuncel Yazıları

Time of the Gypsies - Çingeneler Zamanı üzerine

Bir gün uyandı, sırtında çelik saplanmış gibi bir acı vardı. Acının nedenini kendisi de bilmiyordu. Etrafında tutunacak bir şeyler aradı, belini tutarak doğruldu uzandığı yerden kalktı oturdu. Eşini kaybetmiş bir kuş gibiydi yüreği. Acısının üstü uzun yıllarla örtülmüştü. Yine de zaman o koca yüreği kapatmaya yetmemişti. Düşünmeye koyuldu sıkıntılıydı. Gördüğü rüyaları tefekküre daldı. Tefekkür onun için kimi zaman bütün her şeyi kapsayan ummandı. O ummandan yakaladığı şeyleri biriktiriyordu. Modern zamanların koleksiyoncusu… Bu koleksiyonun insanlara hizmet edeceği bir gününün geleceğine inanmış ve titizlikle işine dört elle sarılmıştı, öyle sarılmıştı ki artık görüştüğü insanların sayısı da azalmıştı.

İnsanlarla zaman geçirmektense kendini bu işe adamıştı. Bu adanışın ona bir faydası olabileceği fikriyle değil, insanlara hizmet etme bilinciyle hareket ediyordu. Eylemlerinin temelinde bireysel aydınlanıştan ziyade toplum bilincini ayakta tutmak ve o bilinci aydınlatmak yatıyordu. Aydınlığa inanıyordu fakat ışığa değil. Lucifer’a, ışığın düşmüş meleğine değil…

Kalbi bir paçavra yerine koyan insanlar tanımıştı. İnsan kalbi hâlbuki yaradılışın kutsallığındaki yerdi, onu paçavra yerine koyanların içine düştüğü tuzağa hiçbir zaman düşmedi. Tuzağa düşmedi belki ama kalbin doğasını çözebilmek için de yıllarını harcadı. Kalleşler, hainler ve riyakârlarla çalıştı. Kindarlarla, gaddarlarla. Bir ideolojileri vardı çoğunun, çoğu kendi krallığında kraldı. Bu kralcı zihniyet özgür iradeyi ve özgür düşünceyi ezip geçiyordu. Bilgi sevgisi ve yürek açıklığı yoktu onların. Kör bir kalp ve körelmiş zihinleri ne bilgiyi tanıyabilirdi ne de tarafsızlıktaki aydınlığı. Bilgiye yaklaşımları kör bir zihne, kör kalbe göre saptırılmış gerçekler, sadece ideolojik ya da bireysel çıkarlara hizmet eden gerçekler halini alıyordu. O çıkarlara hizmet etmeyen bilgi bilgi değildi onlar için, ne de hakikat hakikatti. İçinde yazarlar, profesörler, devlet adamları ve kendisini aydın sanan daha niceleri vardı bu güruhta.

Güruh içindekilerin hepsi birbiriyle iyi geçinmek zorundaydı. Bu bir kuraldı. Birbirlerini pohpohlamaktan tutun birbirlerinin arkasını kollamak gibi birçok değersiz görevde ortak noktada kesişiyorlardı. Bu ortak görev bilinci onların güçlü bir şekilde ayakta kalmasına yardım ediyordu. Akıllarının çevresinde pervane sinekleri kendilerine tabi kılmak onların en önemli görevlerinden biriydi, bu sayede kocaman bir bağ ile ağ ile hastalıklı akıllarına mahkûmluğu büyütüyorlardı. Yayılmalarını sağlayan da buydu, virüs gibi yayılıyorlardı. Virüs gibi yayılıp virüsler için önlem alıyorlardı. Kendi pazarlarını kendileri oluşturuyordu. Virüsleri piyasaya sürüyor ve anti virüsleri satıyorlardı.

Bu muğlâk alanda erdemli, iyi niyetli, özgür bir fikrin filizlenip büyümesinin imkânı yoktu. Eğitim sistemleri de kördü. Körlüğü, körleşmeyi öğretiyordu. Eğitim kurumları bile onların kontrolünde aklın ve kalbin köreltileceği kurumlardı. Sorgulamak, düşünerek ve duygularla hareket etmek bu eğitimi alanlar için mümkün değildi. Klondan sıyrılmak için ancak gitardan kopan yedeksiz bir tel olmak gerekiyordu; bu gitarı parçalamak için... Fakat bunun için de önlemleri vardı. Sayısız çoklukta gitarlar… Parçalanan bir gitarın yerine sağlam olan aynısını getiriyorlardı. Orkestra sadece gitarlardan oluşmuyordu. Her ruha, her bedene uygun bir çalgı aletleri vardı. Parmakları kısa olanlar piyanoya dâhil edilmiyordu örneğin. Eğer dâhil edilse başarılı bir sinek olarak yaftalanamazdı ve pervane olmaktaki başarısızlığı bütün güruha bir suç gibi yansırdı. Başarı güruh için olmazsa olmazlardandı. Neydi peki bu başarı? Çalgı aletlerinin ahenkli bir ritimle eş zamanlı çalmasından başka? Ahenk neydi bu muğlâk alanda? Hangi sağır onu duyabilirdi, hangi kör akıl, hangi kör kalp? Hangi müzik?

Peki, açık bir akıl ve kalp, peki ya duymaması gerekeni duyan özgür kulaklar? Bu belirsizliğin üzerine keskin bir çizgi çekemez miydi? Yeni bir müzik doğamaz mıydı? Sanat dalları arasında nasıl ki soyutlama tayfı varsa körelmişlerle körelmemişler arasında da vardır.

Soyutlama tayfında uygulamalı sanatlardan (tasarım mimari) çevresele kaydıkça, (heykel) sonra resimsele (resim çizim grafik) ve dramatiğe (sahne draması), anlatısaldan sonra (roman öykü kurmaca olmayan şiir) ve danstan sonra müzikal gelir ki içinde sadece müzik yer alır.

Soyutlamanın çok düşük bir estetik algılamadan yüksek algılamaya doğru indiğini görürüz. Bunlar da yasa olarak değil görme biçimleri olarak kabul edilir. Sinema bu nedenle uygulamalı ve teknik bir icada dayandığı için yedinci sanat adı altındadır; çünkü bütün diğer altı alanı da kapsar. Diğer hepsinde olduğu gibi sosyopolitik, psikolojik, teknik ekonomik belirleyicileri vardır. Soyutlama tayfındaki yeri müzikten sonra gelmez çünkü hepsinin üstündedir. En yüksek algılamaya gereksinimi vardır, kitlesel etki gücünü kim yadsıyabilir?

Çingeneler Zamanı gitardan kopan yedeksiz bir teldi, onunla bir gitar parçalandı ve yerine aynı gitar gelmedi. Güruhun orkestrası sustu. Başka bir müzik doğdu. O müziği duyan kulaklar bir daha güruha katılmadılar. Yeni müziklerin peşinden gittiler. Bu noktada yine yedinci sanatın diğer bütün sanatları kapsayıcı gücüne tanık oluyoruz. Walter Pater’e göre: “Bütün sanatlar müziğin konumunu arzular.” Müzik sanatların en soyutu en estetik olanı olarak değerlendirilmiştir. Şiir; bu tayf içinde resim ve müziğin arasında ikisiyle de beslenir belki ama sinema hepsinin üstündedir. Nitelikli şiiri okuduktan ve nitelikli bir filmi izledikten sonra ikisi arasındaki algı farkını yüksekliği ve derinliği çapı ve çapsızlığıyla daha net değerlendirebilirsiniz. Her dalıyla sanat güçlü bir uyarıcıdır.

Torino’da
Yürüyen bir merdivendeyiz
Aynı şeylere inanmış kadar hareketsiz, sessiz;

Unutulmuş rüyalar gibi garip;
Göğe değen şeffaf perdeler gibi

Sokaklar kaybolmuş; biz kalmışız
Gönlümüz bir çift hasta güvercin

İşaret ediyor yayından kopan oku
Kalpte kopan yay

Her cisim yetiniyor deryasıyla, kanıyla
Ben de seninle yetiniyorum

Ey nutku tutulan dünya

Temmuz 2013

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları
© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır