Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

‘Şah Mat’ın şifreleri

Burçin Aydoğdu Yazıları

Bobby, açık adıyla Robert Fischer Amerika’dan çıkmış ilk dünya satranç şampiyonu. Aslında en genç dünya şampiyonu da olabilecekken soğuk savaşın kurbanı olmuş bir satranç dâhisi. Fakat sıradışı zekasını sadece 64 karede değil hayatın bütününe tatbik etmiş bir kişilik. Bu sayede satranç tarihinin açık ara farkla en sansasyonel ve efsanevi büyük ustası olmayı da başarmış. Satrancı sadece ABD’de değil tüm dünyada popüler haline getiren ama ‘küpüne zarar verecek kadar’ keskin zekaya sahip olan bu satranççının gerçek yaşam öyküsünü konu alan filmin bir yandan satır aralarını okumaya bir yandan da boşluklarını doldurmaya çalışacağız.

Bobby Fischer babasız büyüyen bir çocuk. Annesiyle sorunları da bu noktada başlıyor. Filmde Bobby Fischer’ın evin tek erkeği olma/olamama mücadelesini Bobby Fischer’in çocukluğundan itibaren görüyoruz. Birçok biyografisinde de belirtildiği gibi Fischer satrancı ablasıyla oynayarak öğrenmiştir. Annesi ise kilise sahnesindeki gibi “Şu satrancı bıraksa da kurtulsak” yaklaşımını ömrü boyunca sürdürmüştür.

Filmde gösterildiği kadar zeki ve hırslı olan Fischer’in dünyanın en genç satranç şampiyonu olmasına gerçekten Ruslar mani olmuştur. Turnuvayı terk ettiği sahneyi biraz açalım. Satrançta eşit güçteki taşları kırışmak özellikle Capablanca’dan beri kaçınılan bir tutumdur çünkü iyi oynadığına inanan her oyuncu ne kadar çok enstrümanı olursa rakiple arasındaki kabiliyet farkını o kadar iyi ortaya koyabileceğine inanır ve mecbur kalmadıkça taş kırışmaktan kaçınır. Büyük ustaların maçlarında ilk 25-30 hamle boyunca rakipler birbirlerinin piyonlarını bile yemez. Fakat Bobby Fischer’le oynayan Rus oyuncular bunun tersini yapmışlardır. Amerikan ulusal satranç takımı Rus ulusal satranç takımıyla boy ölçüşemeyecek kadar zayıftı ve filmde Fischer’in belirttiği gibi 12-0 gibi skorla dönmeleri sürpriz bile sayılmıyordu. Fischer Rusların karşısında tek başınaydı. O yüzden Ruslar diğer Amerikalılardan puan alarak sıralamada yükseliyorlar, Fischer’le oynadıklarında ise sürekli taş kırışıp kaçamak oynayarak onu beraberliğe zorluyorlardı. Böylelikle (farz edelim) 6 Rus satranççı turnuva boyunca yarımşar puan kaybederken onlar karşısındaki en iddialı rakip Fischer toplam 3 puan kaybetmiş oluyordu. Eğer Amerika’dan Fischer gibi 2-3 satranççı daha çıksaydı Rus takımı bu riske giremezdi. Velhasıl, Fischer gerçekten de Rus satranççıların komplosuna kurban gitmiş ve hak ettiği halde dünyanın en genç satranç şampiyonu unvanına ulaşamamıştır.

Filmde hızlı geçilmekle birlikte Fischer’in gerçekten turnuvalardan çekildiği, yıllar süren bir dönem olmuştur ve “gönüllü avukat” görünümüyle izlediğimiz 'derin mihrak'ların soğuk savaşta SSCB karşısında zafer kazanmaya duyduğu ihtiyaç sayesinde tekrar sahalara dönmeye teşvik edilmiştir. Bu süreçte ona eşlik eden satranç koçu peBill'eBill, açık adıyla William Lombardy’e de değinmek gerekir. Lombardy aslında Fischer’in 11 yaşından beri koçluğunu yapmıştır fakat “Asrın Oyunu” tabir edilen ve filmin kilit noktası olan 1972 Dünya Satranç Şampiyonluğu maç serisindeki rolü filmdeki kadar hatta daha kritiktir; Fischer’i gerçekten turnuvaya o motive etmiştir. Filmde Fischer’in arabayı durdurup indikten sonra parikada yürümeye başlamasının ardından peder Lombardy’nin arkasında yetişip körleme satranç oynamaya başladıkları hamle sahne o açıdan manidardır; Lombardy, Fischer’in sahip olabileceği en iyi satranç yoldaşıdır. Ayrıca dikkat çekmek isterim ki Lombardy’nin patikada söylediği hamle bir fil hamlesidir. Yani Lombardy orada yeni bir maç başlatmamış, Fischer’le aralarında yarım kalan maçta kaldıkları yerden devam etmektedir. Taşların pozisyonları ikisinin de hafızasında hazırdır. Filmde belirtildiği gibi, satranç tahtasında mümkün olan pozisyon sayısı galaksideki yıldızlardan çoktur ama filmde belirtilmeyeni biz ekleyelim ki insan beyninin nöron bağlantısıyla sahip olabileceği bilgi sayısı evrendeki tüm yıldızlardan daha çoktur. Nitekim Fischer ömrünün inzivada geçen son yıllarında satrançtaki tüm ihtimalleri tükettiğini, yeni satranç türleri geliştirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Şah Mat filminin çokça yankılanan Prestige filmiyle kesişen bir yönü de var. Prestige filminde bir illüzyonistin bir illüzyon gösterisi için tüm ömrünü, gerçekte olduğundan farklı biri gibi görünmeye adamasının mümkün olup olmadığı irdelenmekteydi. Bunu ilk olarak Çinli illüzyonist üzerinden göstermişlerdi. İşte bu filmde de aynısı Fischer için geçerlidir. Tek bir farkla. Fischer’inki gerçektir:

Fischer 1972 yılına kadar yani yaklaşık 14 yıllık satranç kariyeri boyunca hemen hemen her zaman e4 yani şahın önündeki piyonu iki açarak başlamıştır. Tüm rakipleri onun oyun tarzını öyle bellemiştir. Spassky dahil tüm rakipleri onun hangi varyantta ne oynayacağını çözümlerken kariyeri boyunca oynadığı ve oynayabileceği tüm Sicilya açılışlarına çalışmışlardır. Ancak 1972 unvan maçında beyazları oynadığında Fischer o güne dek hiç yapmadığı bir açılış yapar ve Vezir Gambiti oynar. Yani vezir tarafındaki filin ve vezirin önündeki piyonları açarak başlar. Spassky’nin Fischer’e karşı yaptığı tüm hazırlık boşa çıkmıştır. Karşısında şimdi hiç görmediği bir Fischer vardır. Söz konusu maçın alkış sahnesi dahil filmdeki genel Spassky performansı sayesinde Fischer’in Spassky hakkındaki “O gerçek bir sportmen” yorumunu alıntılamaya gerek kalmamış, Spassky’nin kişiliği beyaz perdeye karakter üzerinden yansıtılmıştır.

Fischer’in maçlara geç gelmesi, turnuvayı protesto etmesi, kaprisler yapması onun kişilik bozukluğundan mı kaynaklanıyordu yoksa filmin arada bir çıtlattığı gibi bunlar da Fischer’in satranç dünyasında kasten izlediği taktikler miydi? Film iki ihtimale de kapıyı açık bırakıyor. Gerçekten de her iki ihtimal de azımsanmayacak derecede kuvvetli ve biraz da birbirinin içine girmiş vaziyettedir.

Bobby Fischer’in psikolojisi filme en temel hatlarıyla yansıtılmaktadır. Soğuk savaşın zirve yaptığı o yıllarda SSCB istihbarat servisinin Fischer’in telefonunu dinlemek için elinden geleni yapmış olması kuvvetle muhtemeldi. Onun da ötesinde, Fischer’i kendi diplomatik enstrümanı olarak gören ABD istihbarat teşkilatının onu yakın takibe almış olduğu filmdeki göreceğiniz kadar kesin ve nettir.

Filmin orijinal adı “Pawn Sacrifice”dır. Yani Piyon Fedası.* Peki feda edilen piyon nedir ya da kimdir? Bobby Fischer’in tüm kariyeri boyunca saklayıp Spassky’ye karşı oynadığı vezir gambitinde gözden çıkarılan piyon mu? Turnuvalarda rakiplerine kendi kurallarını kabul ettirmek uğruna terk ettiği, hükmen mağlup saydığı maçlar, turnuvalar mı? Yoksa soğuk savaşın en gerilimli döneminde ABD tarafından el üstünde tutulup da 90’lardan sonra vatandaşlıktan atılan, Japonya’da hapis yatmak zorunda kalan ve ömrünün kalanını inzivada geçiren Bobby Fischer’in kendisi mi?

Kuşkusuz Fischer filmde koçunun da ifade ettiği üzere “problemli” idi. Bu probleminin ardında gizli servislerin perçinlediği paranoyayı bulmak mümkün. Fischer’in gitgide artan komünizm ve Yahudi düşmanlığının da onu içine kapalı bir dünyaya nasıl hapsettiğini filmde gözlemlemek mümkün.

Dikkatli gözler ise şunu fark edecektir: kendisi de Yahudi olan Bobby Fischer’in bu Yahudi ve komünizm düşmanlığının köklerinde sıkı bir komünist ve Yahudi olan annesine duyduğu, düş kırıklığıyla karışık nefretin de izleri vardır. Filmde annesinin Fischer'in satranç kariyerine yönelik olarak salt uzilgisini görüyoruz. Gerçek hayatta, o uzaktan ilgiye dair bile pek bir iz yoktur. Fischer’in yanında olan ya da olmaya çalışan sadece ablası olmuştur. Filmde severek izlediğimiz Spassky ve Lombardy hala hayatta iken onlardan genç olan Fischer her zaman diri tutulmayı hak ediyor. Sadece zekası ve sansasyonlarıyla değil. Soğuk savaş adı verilen kolektif travmaya ve kişisel travmalarına rağmen satrançla hayata sıkı sıkı tutunup gelebildiği yere saygı duyulması gereken bir kişi olarak.

*Piyon Fedası’nın Türkçeye Şah Mat diye çevrilmesine benzer bir “sadeleştirme” Rus yapımı “Türk Gambiti”nde de gerçekleştirmiş ve eser Türkçeye “Türk Hamlesi” diye aktarılmıştır. Oysa filmde Türk paşası Enver bey'in pozisyon üstünlüğünü ele geçirmek için, gambitteki gibi bir piyon feda etmesi yani başbozukları gözden çıkarması söz konusudur. Bununla birlikte, bu sadeleştirmelerin hatalı değil bilinçli tercihler olduğu da bellidir çünkü satrancın ve satranç terimlerinin ülkemizde hala yaygın olmadığı gerçeği gün gibi önümüzde durmaktadır.

» Şah Mat film sayfası

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları
© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır