Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Gözü Tamamen Kapalı (Eyes Wide Shut)

Başak Tuncel Yazıları

Dr. William 'Bill'Harford (Tom Cruise) ile Alice Harford (Nicole Kidman) ve küçük kızlarından oluşan ideal çekirdek aileye Stanley Kubrick kocaman bir dünyanın çekirdeğini sığdırmış diyebiliriz. Platon ve Aristotales'e göre aile yönetimi devlet yönetiminin modelidir. Buna paternalizm denir. Yönetilmeye ihtiyacı olan aciz kimselerin yönetilmesi gereklidir. Aile için en doğru kararı alan eril gücün yanındadır. Ataerkil bir model olmasının yanında soyluluğu savunur. Bunun yanında Cleveland'ın dediği gibi halka da bunu desteklemeyi öğretmesi gereken bir modeldir. Tıpkı filmin sonunda izleyici de
kadın erkek fark etmeksizin (anima-animus) bıraktığı eril koruyucu içgüdü gibi. Bu yüzden bu filmde bir yandan anaerkil düzenin bilinçaltında nasıl yok edildiğini de izlemiş oluruz.

ilk alan Alice'in dünyası olacak. Filmin son sahnesiyle yazıya başlarsam; zira burada dikkatlerden kaçan birtakım oyuncaklar var. Barbie... Barbie bebeklerin üretiminin hikayesi de oldukça ilginç, kızının yetişkin oyuncak bebeklerle oynamaktan hoşlandığını keşfeden ailenin bundan ilham alarak bu yetişkin oyuncak bebekleri üretmiş olması. Barbie ismi de kızlarının adı olan Barbara'dan esinlenilmiştir. Alice oyuncakçıda kızının oyuncaklara bakarken Barbie'lere gösterdiği sevecen yaklaşıma kayıtsız daha doğrusu isteksiz kalır. Ona o oyuncağı almak istemez. Bir annenin kızı için elbette hep en iyi şeyleri isteyeceğini söylemeye gerek yok. Yetişkin oyuncak bebeklerle oynama fikri hariç. Yetişkin oyuncak bebekler bu dünyanın çekirdeğini oluşturur. Alice kızının o bebeklere öykünmesini, onlarla özdeşleşmesini istemez, o iyi bir eş olma görevini yerine getirmekten ve her şeyden önce iyi bir annedir. "Annelik olgusu din, ahlak, özel mülkiyet kavramlarını da içinde taşır." İyi kadınları bilirsiniz harikadırlar. Havva'nın soyundan gelirler. Harikalıklarının çöküşüyse Lilith mitinde saklıdır. (İsim Alice Harikalar Diyarı'na gönderme.) Lilith'in musevi kaynakların bazılarında Adem'in ilk karısı olduğuna inanılır. Adem ile aynı anda yaratıldığı ve Adem'le eşit olduğu görüşü hakimdir. Havva ise Adem'in kaburga kemiğinden yaratılmış onunla eşit değil, ona tabi olmuştur.

Lilith, Adem'in aşağılayıcı tutumlarda bulunduğunu düşünür bunu hazmedemez ve cinlerin kralı ya da şeytanın kendisi Samael ile cinsel ilişkiye girer. Filmde Macar Sandor Szavost, Lavey'e göndermedir. Lilith şeytanla anlaşarak bir sürü cin doğurur. Dünyadaki kötülüklerin sebebinin bu olduğuna inanılır, buna göre Lilith şeytanın tarafındadır. Kötülerin safında yer alır. Baştan çıkarıcı(femme fatale), cadı, cinlerin başı gibi adlarla anılmıştır, cinselliğini yeri geldiğinde gücü için kullanır. Lucifer, illuminati, ışığın efendisi gibi kavramların filmde genel ışıklandırma sistemiyle baştan çıkarıcı cazibeyi temsil ettiği açık. Alice ve Bill balodan sonra evlerine döndüklerinde Alice için her şey değişmiştir çünkü Bill artık Alice'i eskisi gibi çekici bulmamakta başka kadınlara ilgi göstermektedir. Aşağılandığını hisseden büyülü güzelliği, kıskançlık; tipik iyi eş, iyi anne modelinden çıkartarak Lilith'e dönüştürür. Bunun sonucunda arzularının bağımsızlığını kullanabileceğini isterik gülme krizi eşliğinde, kocasına açıkladıktan sonra, eşitlenme isteği yerini karşı taraf için nevroza bırakır. Bill nevroza teslim olur. İlişkileri devam etmesine rağmen nevroz yüzünden Bill tuhaf davranışlar sergilemeye başlar. Nevrozda cinsel dürtülerden vazgeçilir. 

Patriarkal yapı zedelenmiştir. Tanrıçaların, maskelerin hüküm sürdüğü mistik alana kayarız. Sümer inancında da Lilith, İnanna olarak karşımıza çıkar. Venüs ve Afrodit'in de aynı mitik 
figür olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Overdose ile ölen yetişkin oyuncak bebeklerden bahsedebiliriz ama ya da güzellik ikonları Marilyn Monroe, Judy Garland, Margaux Hemingway...

Güzellik; her zaman eril güç için bir zaaf ve tehdit aynı zamanda yok edilmesi gereken bir kavramdır. 
Güzelliğin ölümcül gücü karşısında bir gökkuşağı gizlidir. Gökkuşağı bu filmde de sembolik anlamlarda kullanılır: öncelikle bir köprüdür; gerçek, sisli, gri dünya ile şatafatlı yıldızların dünyası arasında bir köprü. Yetişkin oyuncak bebeklerin ya da güzellik ikonlarının dünyasına giden bir köprüdür gökkuşağı. Bill'in gizli ayine katılabilmek uğruna kostüm almak için uğradığı mekanın adı da gökkuşağıdır. Bill gökkuşağına doğru yol alır çünkü nevroz onu esir almıştır. Tahammül edemediği düşü yani eşinin başkasıyla cinsellik yaşayabilme potansiyeli taşıması onun tabu hastalığıdır.
Karısına başka bir adamın dokunabileceği düşüncesi kafasında istemsiz düşler kurmasına neden olur. Dokunmakla ilgili yasağın ve teması bastırmanın önemi Freud'un tabuyu ve nevrozu bağdaştırmasında gizlidir. Gizli aleme dalan Bill için yasaklar seremonisi başlar. Yasaklar onu dürtülerden kaçındığı için çatışmaya sürükler. Bill'in gökkuşağından geçerek sonunda ulaştığı ayin mekanının, Rothschild Malikanesi olmasından öte, içinde dönen bütün her şeyle birlikte aslında tek bir tabuyu temsil eder. Gözleri bağlı şekilde piyano çalan piyanist arkadaşı ve diğer her şey bu tabuyu oluşturan minik öğelerdir.

Çıplak ve maskeli kadın çemberi, maskeli siyah cübbeli adamlar. Filmin adı da, gözlerin kapalı kalması gerektiğini düşündürür. Masonik öğelerden ziyade bir tabu gibi. Tabu inancının başında bir rahip-reis vardır. Bu da filmde 33. dereceden masonik kartal başlı tahta oturan kırmızı pelerinli kral ile gösterilmiştir. Tabular temizlik ve kirlilik ile ilgili kendi içsel dinamiklerine sahip olan yazılı dil dışında gelişen yasaklanmış kanun hükmü taşıyan her şeydir. Kralın gücü altında ve onun kontrolündedir.

Örneğin çocukken kendine dokunma dürtüsünün bastırılmasına kendi içinde hissedilen kanuni yasağa tabudan başka mantıklı bir açıklama getirilemez. Dokunma korkusu ve tensel yasak, tabunun da nevrozun da kaynağıdır. Bill evham nevrozu yüzünden bir tabuya yani böyle bir ayine sürüklenir. Bilinçaltı yüzünden... Filmin kitaptan uyarlandığını da göz önünde tutarsak kitap bir rüyalar kitabıdır. Ve yazarı Freud'un hayranlığını kazanmış bir zat-ı muhteremdir. Ayinde eşi kadınlar seçer. Anaerkil bir sistem gibi görünmesine rağmen kral erkektir ve çember ortasında tütsüyü hepsinin çevresinde dönerek dağıtmasının da bir anlamı vardır. Güç istenci. Güç manadır. Manaya sahip olan gücü elinde tutar. "Belki de herkes kral olmak ister. Kralın tabusu, sıradan insanlar için fazla güçlüdür. Çünkü aralarındaki sosyal fark çok büyüktür." Buradan çıkan sonuç kırmızı pelerinli rahip-reisin kral olduğu ve tütsü seremonisiyle yaptığı şeyin temasla aktarılan bir güç akımı olmasıdır. Bu akım o kadar güçlüdür ki çemberin içindekilerin kurtuluşunun tek çaresi kralın onlara temasıdır. Temas seremonisi tabunun kendi içinde onu yapılandıran şey olurken dışarıdan biri için tabunun yıkımıdır. Tabunun yıkımının cezası açıktır. 

Bill tabuyu çiğneyen konumundadır. Freud'a göre; "Çiğnenen bir tabunun, kefaret ya da ceza vasıtasıyla telafi edilebilmesinin(keza bunlar herhangi bir mal ya da özgürlükten feragat etmek
anlamına gelirler.) kanıtladığı üzere, tabu yasağına itaat etmenin bizzat kendisi de, insanın severek sahip olmak istediği bir şeyden feragat etmesidir. Feragat bir noktada gerçekleşmezse başka bir noktada gerçekleştirilir. Tabu seremonisi bakımından, burada şöyle bir sonuca varabiliriz: Ceza arınmadan daha kökensel bir husustur." Bill için kendisini kurban eden kızın, ayine gizlice ve üstelik taksiyle gelerek, tabuyu çiğneyen Bill'in kurtuluşu anlamına geldiğini görürüz. Limuzinlerin konuştuğu bir yere taksiyle gelmek sosyal farklılığın derecesini de sunuyor bir yandan. 

Kurban edilen kızın ardından Bill, Victor Ziegler'in de tabunun bir parçası olduğunu öğrenir. Ziegler bütün bu olanların bir hiper-tiyatro olduğunu açıklamaya tenezzül eder. Maskenin anonimliğinden dem vurur. Maskenin anonimliğinden kastım artık ifşa olmuş gizli bilgilerdir. Anima ve animus bağlamında Bill içindeki dişil hazza ulaşmanın ve patriarkal sistemin zedelenişinin korkunçluğuyla mücadele ederken karısının iyi bir eş olmadığını düşünür. Ayine giriş parolası bu yüzden Fidelio'dur. 
Beethoven'a ait "Fidelio" adlı opera "Kimin iyi bir karısı var"gibi bir cümleyle son bulur... Kendisinin hayatını kurtaran eski güzellik kraliçesine gelince, Barbie'yi daha iyi anlarız ve Lilith'i... 

Yaşam denilen şey Klimt'in "Virgin" tablosundaki gibi kadınlığın değişen beş halinin dengesine bağlıdır. Ataerkil düzen bunu kabul etmese de bu bir hiper gerçekliktir. Tablonun adının bir önemi yok.
Ne demişler gül için, adı başka olsaydı böyle güzel kokmayacak mıydı? Ayrıca bu filmde kullanılmak üzere sahneleri pekiştiren resimler çizdirilmiştir. Sipariş ile resim çizdirilen dönemlerde olduğu gibi çağımızda sipariş ile sanat eseri filmler çekilebilmektedir. Ve tabunun en önemli özelliği nedir biliyor musunuz, yönetmenin ölümüyle ilgili spekülasyonlar için yazıyorum. "Tabuyu çiğneyen, yani yasaklanmış olan şeyi yapan, bizzat tabu haline gelir." Kubrick bize bunu gösterir. Belki de bu onun en güzel vedasıdır. Tabuyla ilgili fedakarlık kısmında olduğu gibi; tabu çiğnenirse değerli bir şey feda edilmesi zorunludur.

Kubrick ölür, Tom Cruise ve Nicole Kidman ayrılır ama böyle bir sanat eseri doğar...
(Film Arthur Schnitzler'in "Rüya Roman" adlı eserinden esinlenilerek yapılmıştır.)

Ahmet Oktay'ın anısına onun çok sevdiğim bir şiiriyle noktalıyorum.

Bütün Erkekler Ölür

Çünkü gök sıkıntıyla ağar
rüzgâr buruşur, bir yaprak düşer
ve kaçıyordur solgun mavilikte
maviler ve al geyikler.
İşte altın ve kara akıntılar:
analar, yitirilmiş resimlik
yoksulluk, o korkunç kadın.
Susun, tümünün anıldığı gündür,
kara yağmur ve ebem kuşağı
usulca bütün erkekler ölür.

Kıpırdamasın insandan gelen sesler
kamyonlar devrilir dağ yolunda.
Rehincide kalan bir gümüş saat
emanetçide unutulan bavul,
geçip giden gök taşlarıdır
havadan ve selüloit mavilikten.
Ey mermeri bozuk yalnızlık,
sanki kutsal bir avdır suskuda
ve bir yakut parıltısıdır artık.

Çünkü gök kanla ağıyordur,
soluk soluğa atan bir damar
kalbinde hırçın denizin
ve toprağın nabzında,
unutulmak gibi bir şahdamar.
Ürperir aynı rüzgârla
darağacı, çarmıh ve çiçek,
sussun yatakların fısıltısı
avuçlarda parıldayan kehribar:
ekmekli, zincirli ve başları eğik
kadınların erkekleri geçiyordur.
Ve üzgün deltası kısacık ömürlerin
bir albüm, bir şarkı, bir çocuk.

Hangi doldurulmuş hüznün yakutu
çocukluk defterlerince soluk,
ki savaş alanlarında parıldar
bütün koruluklardır ay ışığı,
ey ulaşılmayan dayanak aşklar
elleri kanatan kesici ağıt.
Hep unutuştur akılda kalan,
sıçrayan, yenilen ve ölen geyikler,
derdin eksilmediği kalem ve kağıt.
Kısa ve kesin bir sözdür erkekler,
İspanya'da "Non Pasaran",
kızaran kilise çanları
katedrallere çöken gölgelik
İtalya'da "Mamma Mia"
işte avuçların dünyayı duyduğu kayalar,
sarkık bir bıyık Meksika'da, "Viva"
Nehirler kurur, susar aşk
ve en katı sözdür erkekler
kıraç ve yoksul Anadolu'da.

Büyük ve yeniktir erkekler,
söz dinlemez serüvenci çocuk
su şırıltısında sayıklayan hasta,
ve deli bir sevgilidir sabaha kadar
bulgulu, korkunç ve utançla.
Yararsız bütün leylak ağaçları,
hiç bilmiyor erkekler
doğan ve ölen çocukların hüznünü,
çünkü daha önceden ölürler.

Çünkü gök ağıyordur kanla,
hep yenik yıldızlar vardır,
anı defteri, kum saati, savaş alanı,
bir yüz
işte o kandır.

Ey ışığını dağıtan kristal
ölümsüzlük, ele geçirilmeyen gömü,
ayışığı denizle kendini sürdürür,
işte her şey geçip gitmede,
usulca bütün erkekler ölür.

Ahmet Oktay

 

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları
© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır