Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Otomatik Portakal - A Clockwork Orange

Başak Tuncel Yazıları

"Toplumun dönüşmesi bireylerin dönüşmesi anlamına gelmiyorsa aldatmacadan başka bir şey değildir."
Samuraylar, Julia Kristeva

Kol düğmelerim: Kanlı bir çift göz

Marx;"İnsan ne yerse odur." Derken ne demek istemişti? Filmde Alex, Moloko Bar'da içtikleri sütün kendilerini zorbalığa hazır hale getirdiğini söyler. Kubrick -insan ne yerse odur- önermesinden yola çıkarak şu soruyu düşünmeye zorluyor. Nasıl bir süt insanı zorbalığa sürükler? Filmde Rusça kelimeler, genel kullanım dili olan İngilizcenin içine sızmış durumda, bu neyin göstergesidir? Bunu şöyle bir örnekle açıklayalım. Türkiye'nin ana dili Türkçedir; fakat kapital sistemin bütün dünya ülkelerini etkilemesiyle birlikte, Türkçenin içine İngilizce ajan kelimeler sızmış durumdadır, artık günlük dilde yabancı kelimeler sıkça kullanılır haldedir. Filmi distopik bir dünyaya dönüştüren öğelerden biri de dilidir. Bu karmaşık dil akılda şöyle bir soru işareti doğurur. ABD, komünist Rusya sömürgesi olsaydı n'olurdu? Tabii ki Rusça kelimeler ajan gibi, ana dil İngilizcenin içine sızar ve onu içeriden tahrip ederdi. Devoşka, moloko, viddy, tolşok, guliver vb.

Bu, bir şiddet içermez mi?

Gulliver'in Gezileri, Jonathan Swift'in yazdığı, dünya klasikleri arasına girmiş fantastik romandır. Avrupa yönetimini taşlar. "Guliver Devler ve Cüceler Ülkesinde" temel eserlerden biridir. Alex, bütünüyle olmasa da uzuvları Guliver'dir; yani devken cüceye dönüşebilir. Cüceye kendiliğinden dönüşemez elbette dönüştürülür ve bu köleleştirme politikasıyla eştir. Geçmişten günümüze köleleştirmek, insanın insana uyguladığı en büyük şiddet olayıdır. ABD'de şiddeti kontrol altına almak köleleştirmeyi içerdiğinden, Alex'in saldırganlığı, onu köleleştirerek kontrol altına alınmıştır. Bu biraz, insanların doğayı köleleştirerek kontrol altına almasına da benzer. Doğa, insani şiddete her zaman maruz kalmıştır. Kendi kendini bile yok etme potansiyeli taşıyan insan, devlet denilen kurumu bu yüzden üretmiştir. Devletlerin kuruluşu birlikten doğan güce bağlıdır evet ama bunun yanında insanın kendi dürtüsel şiddet eğilimine ve köleleştirme arzusuna oto-kontrol gibi başkaldırısıdır.

Yamyamlık geçici olsa da dürtüler bakidir. Buharlı makineler, fetihler evrimin parçası olsa da... Evrile evrile başladığı noktaya geri döner tüm insanlık. Alex bir devken ve 'birader' onu korurken, (Masonlar birbirine öyle hitap eder) çetesinin ilk terör eylemi, sokakta bağırarak şarkı söyleyen yaşlı ayyaş dilenci üzerinde gerçekleşir. Yaşlılığına aldırmaksızın adamı keyiflerince öldüresiye döverler. Ardı sıra bir kadına işkence eden bir grup serseriyle kavgaya tutuşurlar. Buradan kadını korumak istedikleri sonucu çıkarılmasın; çünkü arkasından bir yazar karı-kocanın evini basacak ve kadına tecavüz edip öldüreceklerdir. Kadın yanlısı bir tutum izlemiyoruz. Çete kendi içinde bölünecek, Alex kendi yoluna tek başına devam edecektir. Çağdaş sanat aşığı kedileriyle tek başına yaşayan kadını fallusu imleyen eserle öldüren Alex, bu olay sonucunda izleyicinin beklediği gibi nihayet hapsi boylayacaktır. Bütün bu şiddete dayalı suçları işlerken Alex hep 9. senfoniyi dinler.

Terörizm sonundaki "izm" yüzümüze şu gerçeği çarpar. Terör gerçekten ideolojilere hizmet eden bir araç mıdır?

"İzm" eki genellikle ideoloji-fikir, sanat akımları kelimeleri sonuna gelir. Terörizm sonundaki "izm" nedir o halde?

Şiddetin anlamı kullanıldığı bağlamlara göre farklılık gösterir. Barış için, toplumun refahı için, genelin faydası için, adaleti sağlamak ya da salt gaddarlık için... Küçük İskender'in dediği gibi "Faşizmin hüküm sürdüğü bir toprak parçasında aydın sorumluluğu duymak belki de oto-şiddetin en uç örneklerinden biridir." Demek ki şiddetin bir ahlaki değeri vardır. O sadece teknik bir araç değildir.

Yeats'in 'İç Savaş Düşünceleri' şiiri sanki bu durumu özetler niteliktedir.

"Hayallerle besledik yüreğimizi

Yabanıllaştı yürek düş sindirmekten

Daha ağır çekiyor şimdi

Kinlerimiz sevgilerimizden."

Burada oto-şiddet kendi lirik romantizmini oluştururken; Dünya'da, Türkiye'de, medyada, sinemada şiddet sahneye çıktığında seyircisi hep bol olmuştur. Bu, mimetik bir etki olarak değerlendirilse de insandaki dürtüyü açıklamaya yetmez. Kubrick tam da bu noktada Otomatik Portakal ile savaş sinemasının eleştirisini yapıyor Western'lerin ya da Spagetti Western'lerin. Ulusallaştırılıp göklere çıkarılan ve yasallaştırılan savaş sinemasına bir darbe koyuyor. Savaş ve terör, Alex ve çetesinin sistem karşısındaki çaresizliğini yansıtıyor. Şiddet, sanki dünya gittikçe teknolojiye boğulurken ve teknorasiyle yönetilen ülkeler tarih sahnesinde belirirken ortaya çıkan bir deccal gibi gösterilse de bunun çağsal bir sorun olmadığı açıktır. Geçmişte seyircisi bol gladyatör eğlenceleriyle coşan halkları hatırlayalım.

Bir seri katilden, romantiğe dönüşen Alex'e gelince o, doğanın yolundan çekilen bir eylemsizdir artık. 9. senfoni müziğin ilahi konumunu temsil eder. Filmde Alex'in tedavisi yapılırken 9. senfoni vaaz işlevi görür. Onun doğru yolda olup olmadığı eskiden suç işlerken dinlediği müziğe ne kadar katlanabileceği ile ölçülür. Ölçü müziktir. İyi insan olma ölçüsü müzik... Alex katilken müzikte dans eden Hz. İsa, Alex'in romantiğe dönüşmesiyle müziğin acısına dayanamaz, acı çeken Hz.İsa motifini görürüz. Savaşını tamamlar. Yenilmeyi öğrenmiştir. O, beyaz perdede üzülürken, ağlarken seyirci koltuklarında mizaha teslim olur. İşte mimetik etki bu noktada başlar. Bu, tehlikeli bir ilişkidir. İnsanlarda aşırı duyarlılığa ya da tamamen kökten bir duyarsızlaşmaya neden olabilir. Ayrıca biraderler hayal kırıklığına uğrayabilir, ve kardeşlerini cezalandırabilir.

Sorumuza geri dönelim, Alex; Marx'ın önermesine göre ne yemiş olabilir? Popüler beğeni nesnelerinin sanat yapıtı sayılmasının karşısındayız.

Pierre Bourdieu'ya göre "Çıkar gütmeden, kayıtsız bir özveriyle beklentisiz, halktan seyirci toplama kaygısı dahi olmayan yapıtlar, yapıt kategorisine girebilir. Karakterlerin sevinçleri ya da acılarıyla özdeşleşerek, onların yazgılarıyla ilgilenerek, onların umutlarını, amaçlarını ve davalarını paylaşarak, onların yaşamını yaşayarak oyuna girme arzusu... Bir yatırım biçiminden, saflıktan, naiflikten, seyircinin safdilliliğinden nasibini almaktan kaynaklanır."

Gerçek yargıların ancak ve ancak, toplumları etkilemesi ve yenilemesi gerektiği görüşündeyim. Gerçek yargılar zor bulunur.

Regis Debray'a göre: "Şehir terörizminin hiçbir belirleyici rolü olamaz. Politik düzen için sınırlı bir tehlike oluşturabilir. (Tıpkı filmde olduğu gibi)

Fakat bir mücadeleye, kırdaki bir mücadeleye tabi durumdaysa askeri açıdan stratejik bir değeri vardır; binlerce düşman askerini hareketsiz kılar. Zaten zayıf motivasyonlarla koruma görevi üstlenen baskı mekanizmalarının elini kolunu bağlar. Hükümet hükümet olduğu için her yerde mülk sahiplerinin çıkarlarını korur. Gerillalar ise herhangi bir yerde herhangi bir şeyi korumak zorunda değildir."

Alex'in gerillalığı "Savaş, politikanın başka araçlarla sürdürülmesidir" sözünü anımsatır. Sinema da daha genel bir perspektifte bu savaşa dahildir. Fallus çözümlemesi olarak; Alex'in Guliver'i filmin başında cinsel organı imlerken, filmin sonunda beyni imler.

Akla veda etmeyelim. Kant'ı unutmayalım. Tarihte Osmanlı Dönemi'ne baktığımızda ilginç işkence yöntemleri kullanılmış; domuz topu işkencesi ya da yumurta işkencesi gibi. Yumurta işkencesinde, sıcak yumurtalar suçlunun koltukaltlarına sıkıştırılır ve bastırılır, böylece yumurtanın haşlak sıcaklığını cezalı bütün bedeninde iliklerine kadar hissedermiş. Hassas insanoğlunu düşünüyorum da bir kitaptan, bir filmden, bir şarkıdan yumurta işkencesinde olduğu gibi etkileniyorsa halimiz nicedir?

Ne demişler...

 'Sahip olduğunuz tek şey bir çekiç ise her şeyi bir çivi olarak görürsünüz.' Abraham Maslow

Otomatik Portakal, Anthony Burgess'in aynı adlı yapıtından uyarlanan 1971 yapımı 137 dk.'lık Amerikan filmi. Filmin yönetmeni Stanley Kubrick'tir


Lodos

Taş sokak yangınında küle döndüyse evim

Ne yangının suçu vardı, ne taş sokağın

 

Ve ben aklımla tutuştum bir kadeh süt içer gibi nabzımdan

Süt diyorum, süt ki bir insanı öldürebilir

 

Akarken uzaktaki küller, akarken rıhtımından kızıl duman

Bütün alevler rüzgarındı, rüzgar kaçağı bir çocuğum ben

Bu yanık koku benim

 

Şimdi hangi telaşla koşarsam

Öyle telaşlanır içimdeki kurban

Eser deliliğim karşı koyda

 

Bastığım yere yağmur bulaşır

Bir Deniz, bir kürekle

Gramofona sürülür içimdeki deccal

Ses cızırdar, duyulmayana kadar

 

Ama

Yumuşar çakıl taşlarım

Eğri çizgilerim ve

Haritadaki yersizliğim

(Şiir: Ağustos 2007, Başak Tuncel)

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları
© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır