Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Pulp Fiction - Ucuz Roman

Başak Tuncel Yazıları

"Life is what happens when you're busy making other plans. "
''Hayat siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir.''
John Lennon

Bir şeyi yapmak ya da yapmamak… İşte artık bütün mesele bu.

İnsandaki irade gücüyle birlikte, bir eylemde bulunurken insan özgür müdür yoksa gerekircilik (Determinizm) kurbanı mıdır? Bugünkü durumumuz geçmiştekinin sonucu ve gelecektekinin belirleyici nedeniyse bireysel iradenin üstünde evrensel iradenin hâkimiyetinden söz edebilir miyiz?

Külli irade ve cüzi irade arasında hayatlarımızı düzenleyen ne çeşit bir diyalektik mevcuttur? Bu diyalektik nasıl bir dildir; insanın bu dili anlama ve öğrenme kabiliyeti var mıdır?

Makine devri insanları, devinimi ve insan hareketlerindeki işleyişi çözümlemek için makineleri kullandılar ve kendi devinimlerini açıklayabilmek uğruna insanın hareketleriyle makinelerin işleyişini bir tuttular. Kamera, göz yerine geçti. Bilgisayar beyin. İnternet; araştırma, öğrenme, bilgi edinme iletişim kurma ihtiyacı... Determinizm ile birlikte makine ilişkilerine dönüşen insan ilişkileri için yeni bir iletişim modeli denebilir mi. Peki, külli irade bunu mu gerektirir; yoksa bu, cüzi iradenin bir sonucu mudur? Her şey gerçekten belirlenmiş midir, bunu iradeyle değiştirmek ne kadar mümkündür? İrade uygulamak, irade sahibi olmak öyleyse düşünüldüğünden çok daha büyük bir önem taşır.

Mekanik, deneysel, toplumsal, tarihsel ve ekonomik determinizm, insanın içindeki irade gücünün, bu dışsal değişkenlere bağlı olduğu bilgisine dayanır. İnsan meslek, çevre, eş ya da arkadaş seçiminde yukarıda geçen dışsal değişkenlere ne kadar bağlı kalabilir? Louise Bourgeois'in yaptığı 9.1 m. boyundaki "örümcek" heykeli Maman, dış uyarıcı yasanın (Determinizm) etkisi olmaksızın varoluşsal olarak insanın da tıpkı dev bir örümcek gibi kendi yaşamsal ağını kendisinin ördüğünü gösterir. Psikolojik, sosyolojik, ahlaki, hukuki katmanları olan bu ağ ile yaşam döngüsü sürer. Bu katmalar insanı ne kadar etkilerse etkilesin insan kendi ördüğü örümcek ağından sadece kendisi sorumludur: cüzi irade. Filmde Jules’un, (Samuel L. Jackson) insanları öldürmeden önce sürekli şu repliği tekrarladığını görürüz: "İncil okur musun, Brett? Şu anki durumumuza uyan ezberlediğim bir bölüm var. "Ezekiel" 25:17. Erdemli kişilerin izlediği yol, kötü kişilerin bencilliğinin ve zorbalığının adaletsizliğiyle çevrilidir. Kutsanmış olan kişi, hayırseverlik ve dürüstlükle; Karanlığın Vadi'sinde yol gösteren içtenlikle kardeşlerinin koruyucusu olan ve yolunu kaybetmiş soyunu tekrar doğru yola sokan kişidir. Kullarımı zehirlemeye ve yok etmeye çalışanların üzerlerine öfkemi ve korkunç hiddetimi yağdıracağım. Ve intikamımı üzerinize yağdırınca benim Tanrı olduğumu anlayacaksınız."

Silahla katlettiği insanların yaşama hakkını ellerinden alan Jules, bir nevi tanrıcılığa soyunur. Bu replikle de kendini ölüm meleği ya da yarı tanrı ilan eder. Fakat işler planlandığı gibi gitmez ve öyle çetrefil hale gelir ki insanın kendi gücüyle bu berbat durumlardan sıyrılması mümkün değildir. Film boyunca Tanrı’nın elinin karakterlerin üzerinde dolaştığını hissederiz. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi. Ve bu his inançlı biri olmak için yeterlidir. Jules ve Vincent kendilerine değil de duvara isabet eden kurşunlar neticesinde hayatta kalırlar. Jules işte tam da bu noktada mucizelerden bahsetmeye, kendi gücünün dışındaki gücü hissetmeye başlar. Hiçbir şey rastlantısal değildir. Winston Wolfe kanlı adamları yıkar ve onlara yeni giysiler verir. “Yaşamak bir mucizedir.”

Vincent (John Travolta) patronunun karısı Mia ile (Uma Thurman) patronunun ricası üzerine bir gece vakit geçirir onu dışarıya çıkarmak ve eğlendirmekle mükelleftir. Vincent’ın ihmalkârlığı sonucunda gecenin sonunda Mia aşırı doz alarak ölüme sürüklenir. Sorumsuzluğunun bedelini canıyla ödeyeceğini bilen Vincent, Mia’yı doktor arkadaşına yetiştirir. Öldü gözüyle bakılan kadının, adrenalin iğnesiyle yeniden hayata dönmesi de bir mucizedir çünkü iğneyi yapan doktor bile değildir. Mia’nın anlattığı küçük hikâye Kill Bill filminin konusunu oluşturur. Ve hiç komik olmayan ketçap esprisi şiddetin tarihçesi niteliğindedir.

Boksör Butch (Bruce Willis) karşı karşıya olduğu düşmanıyla tanık olmaması gereken bir olaya tanık olduğu için mucizevi bir biçimde barışır. İntikamın asilliğini imleyen samuray kılıcını görürüz. Düşman dost olur. Butch’a kaçıp uzaklaşması gerektiği emri verilir. O da her şeyi bırakıp sevgilisiyle kaçar fakat sevgilisi çok değer verdiği babasının saatini kaldıkları yerde unutmuştur. Ölümü göze alarak saati almak için geri dönen Butch, ilk başta evde kimse olduğunu fark etmez ve oyalanır hatta ekmek kızartma makinesine ekmek yerleştirir. O sırada sifon sesiyle irkilir aynı anda ekmek kızartma makinesinin sesi ile kapının açılması sırasında Butch, sese refleksle tetiği çeker. Böylece yine mucize eseri hayatta kalır. Babasının saatini alıp sevgilisine geri döner.

Honey Bunny ve Pumpkin soyguncu çifttir ve bir plan yaparlar. Fakat onların da işleri planladıkları gibi gitmez.  Pumpkin soygun sırasında Jules ile karşılaşır. Jules’i deneyimli bir gangster olduğundan habersiz olan Pumpkin başarısız ve acemi soygun girişiminden, Jules’un ikna kabiliyeti sayesinde vazgeçer. Jules bu kez öldürmek için değil öldürmemeye ikna etmek için alıntı yaptığı pasajı okur. Pumpkin ve sevgilisi hayatlarını kurtarmak için soygunu bırakıp kaçarlar. Görüldüğü gibi irade iyilik ve yardımseverlik için kullanıldığında mucizevi bir şekilde Tanrı ile işbirliğine dönüşür. Bunun dışında iradeyi kötülük adına kullanmak isterseniz unutmayın işler ters gidebilir ve hatta öyle çetrefil bir hale gelebilir ki, Tanrıtanımaz olsanız bile dizleriniz üstüne çöküp imana gelebilirsiniz. Ve en güzel tarafı da determinizm bu gerçekle ilgilenmez. Filmin adından da anlaşılacağı gibi hayatımızda artık öncelik ucuz romanlarda. Ucuz Roman (Penny Dreadful) 19. yüzyılda İngiltere’de popüler olan fiyat olarak da ucuz bir nevi fanzin diyebileceğimiz mecmualara verilen isimdi. Bir peniye satılan ve yüksek edebiyat çevrelerinde değersiz görülen bu fanzinlerin konularını: seri katil, kurt adam, vampir vb. efsanevi hikâyeler oluştururdu.

Pulp Fiction’un tam olarak kelime anlamı, 19. Yüzyıl İngiltere’sinde satılan “Penny Dreadful’lara” denk gelir: İngilizce bir ifade olarak “Ucuz Polisiye Roman” manası taşır. Tarantino, Penny Dreadful’ un ABD sürümü için “Pulp Fiction” ifadesini kullanmıştır. “Ucuz Romanlar” görme biçimleri geliştikçe makineleşmeyle ve kameranın icadıyla birlikte, eskisi kadar popüler olamadı ve yerini görsel olanlarına bıraktı. Penny Dreadful’ların yerini de Pulp Fiction’lar aldı diyebiliriz.

Pulp Fiction sadece bir film değil, hayatımızın içinde dönen artık yazılı olmayan kendi görsel ucuz romanlarımızın (Penny Dreadful) bütünüdür: Buradan Tanrı’ya bakmak; gökyüzüne bakmak, suya bakmak, ulu bir ağacın en yüksek dalına bakmak, ya da ufuk çizgisine bakmak gibidir. Bunun popüler bir tarafı yoktur. Hayatımızdaki kesişimlerimizin her biri kendi ördüğümüz birer örümcek ağıyken sorumluluğu devralacak devasa bir örümcek bulmak isteyen “Maman” heykelini ziyaret edebilir.

Film olarak Pulp Fiction, iki boyutlu kâğıtlardan yola çıkarak, insanın gelişmişliğiyle birlikte geri kalmışlığını da gösterir. Üç boyutlu sinemada ve birçok açıdan “bakmak ve görmek” ilişkisini, ya da külli ve cüzi irade ilişkisini veyahut makine- insan ilişkisini yeniden ele almamızı, düşünmemizi sağlar. Bu bağlamda Tarantino hem sinema sanatını yüceltmiş, hem de insandaki iradenin Tanrı’nın iradesi içinde yok olduğunu göstermiştir.

İnsan bir yerde… Tanrı her yerde ve her şeydedir.

*Pulp Fiction en iyi Özgün Senaryo OSCAR'ını almıştır.

Jaime B. Rosa - Deniz Şiirleri, 29. Şiir

Güllerin içinde bir deniz tadı var
Ve bedenlerimiz üstünde uçar martılar
Hiçbir irade bir çiçek doğuramasa da
Biz bilmesek de incinmeyi
Hissederiz rüzgârın uçuşunu
Gece ve çimentonun ıslattığı, biz seviyoruz
Ve hissediyoruz gölgenin soğuk yüzü altında
Uyku tarafından silinmiş kırılgan karanfiller gibi
Güneşin kendi karikatürünü yansıttığı
Ve ışığın kırıldığı
Bu boş alanda
Başka ne yapabiliriz?

İşte Tanrının üstüne yağmur yağdığı saatte
Dalganın akustik tuvalde yırtıldığı
Bizim çivit renginde ipucu metnimiz
Ve ölü bir çağın sağır kulakdavulu
Çiçek açan bir timsaha havlıyor karanlık bir kancık
köpek.

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları
© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır