Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Tutkunun Şairleri - Total Eclipse (Güneş Tutulması)

Başak Tuncel Yazıları

“Gümüş beyazı mehtap
Parıldar korulukta
Yükselir her daldan
Bir şarkı mırıltısı
Ağaçların altında
Ah biricik sevgilim!
Havuz, derin bir ayna
Yansır iki siyah söğüdün
Silueti
Nerede ağlamaktadır rüzgâr
İşte muamma
Gelmiştir saat, bizim rüyamızdır bu rüya
Engin ve şefkatli düşüyor sükûnet
En sonunda
Bir yıldızın tonlarıyla
En zarifi ve güzelidir bu saatlerin zira”
Paul Verlaine

Gizli korular, şarap tanrısı Dionysos, sefahat alemleri, özgür eğlenceler, şarap banyosu, altın fallus, geçit alayları, tutku ayinleri, şamata, cinayet ve karabüyü… İşte böyle bir atmosferde, Verlaine(David Thewlis) ve Rimbaud(Leonardo diCaprio)gibi dönemin en önemli iki dehası,dekadan şiirleriylekarşımızda belirir. Dönemin ürpertisini duyarız.

Lautreamont’la başkaldıran şiir, Maldoror’un Şarkıları’nda Birinci Şarkı’da şöyle der: “İmgelemin yarattığı ya da kendi sahip oldukları, soylu duygular sayesinde insanların övgülerini kazanmak için yazar kimileri. Ben, kan dökücülüğün tadını betimlemek için kullanıyorum dehamı!” Rimbaud ve Verlaine karakterlerinde de aynı coşkuyu, kötülüğün hazzını görürüz.Marquis de Sade gibi Fransız kültürü açısından çok önemli yapıtları üretmelerine karşın aşırı derecede dejenere ve sefih bir yaşam sürerler. Dönemin kötü çocuklarıdır. Karısının saçlarını coşku nöbeti sırasında yakan ve hamile karısına şiddet uygulayan Verlaine sefahatinin sonu kanlı biter. Rimbaud’yu silahla vurur. Yine

Lautreamont’a geri dönelim. Birinci Şarkı’sında şöyle bir bölüm vardır ki sanki Verlaine’nin, Rimbaud’u vurduktan sonra kapıldığı duygu seline ışık tutar: “Bağışla beni, yeniyetme; şu anda senin soylu ve kutsal yüzünü seyreden insanı, kemiklerini kıran ve vücudunun her yanından sarkmakta olan etlerini parçalayan kişiyi. Hasta usumun bir taşkınlığı mı, düşüncelerime bağlı olmayan, tıpkı avını parçalayan kartalınkine benzeyen gizli içgüdü mü beni bu cinayeti işlemeye yöneltti; ama gene de, kurbanım kadar acı çekiyordum!

Bağışla beni, yeniyetme. Bu gelip geçici yaşamdan kurtulunca, sonsuzluk boyu birbirimize karışalım istiyorum; bir tek varlıkta buluşmak istiyorum, ağzımın üzerinde ağzının. Ne var ki, bu şekilde tamamlanmayacak cezam. Şimdi, sen parçalayacaksın beni, bir an bile durmadan, dişlerinle tırnaklarınla. Gövdemi güzel kokulu çiçeklerle donatacağım, bu günah ödeme töreni için ve ikimiz birlikte can çekişeceğiz, ben, parçalandığım için; sen, parçaladığın için beni… Ağzım üzerinde ağzının. Ey sarı saçlı, güzel gözlü çocuk, yapacak mısın şimdi sana öğütlediğim şeyi?... Ey sen, suçun kutsallığını kutsayan bu sayfaya adını yazmak istemediğim; biliyorum ki evren kadar uçsuz bucaksızdır bağışlaman. Ama ben, hala varım.”

Rimbaud’nun 16 yaşında olduğunu düşünecek olursak oldukça uygun betimlemeler. Dionysos gibi sıra dışı bir gücü vardır Rimbaud’nun. Dionysos gibi o da tutkunun ve coşkunun kendisidir. Tutku ya da coşkuya benzemez, aksine o zaten kendisidir.

Rimbaud’nun kimliği başlı başına bir ham sanat eseridir.

Şairler toplantısında aykırı tavrı, Dionysos alemleri denilen alemlerin somutlaşmış halini andırır. Roza Agızza’nın mükemmel tanımıyla Dionysos: “İç engellemelerimizden oluşan zincirlerin kopuşunu, yok oluşunu simgeler. Toplu eğlentilerin, gevşemelerin, hep birlikte sarhoşluğa dalmanın tanrısı kimliğiyle, insanın içinde varolan fakat ahlaksal ve toplumsal kuralların kösteklediği us dışı davranma dürtülerinin özgür bırakılmasına destek olur. Üretkenlik ve diriliğin taşkın görünümüne bürünmüş kimliğiyle, kurulu düzenin değişmez karşı koyanıdır… Öte yandan, başlangıçta varolan Khaos’un yeniden ortaya çıkışının temsilcidir. Dionysos tapıncında o çok öne çıkan cinsel tadı fark etmek için, törensel geçitlerin başında götürülen simgenin bir erkeklik organı olduğunu ve var olmanın ilk amacını Dionysos’un kendi iki eşeyliliğiyle ortaya koyduğunu anımsamak yeter.”

Dionysos değil de Rimbaud tanımlanıyor gibidirveVerlaine, “Şairlerin Prensi’dir.” Tüm aylaklığına rağmen. Film ağızda buruk bir üzüm tadı bırakır.

Bohem bir tregedya.

Arthur Rimbaud’ya
Şairin Ölümü
Bebek ölüleri ıslak toprak kokar
Hatırlamıyorsam, hatırlamıyorsan
Hatırlamasınlar
Dur
Sonra, dur
Git şimdi
Dörde doğru ikilemler de gidecek
Buz gibi taş zeminde yarınlara vedadır yatan
Güneşi kaçırma en azından
Bu kibriti al yanına*
(*Rimbaud, güneşsiz yerlerde uzun süre duramazdı.)

 

 

 

 

 

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları
© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır