Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Geliş - Arrival

Başak Tuncel Yazıları

-(Tractatus Logico Philosophicus, 4-5): “Önermelerin genel biçimi; şeylerin nasıl olduklarıdır.” -İnsanın pek çok defa kendisine tekrar ettiği işte bu tür önermedir. İnsan, birisinin şeyin doğasının taslağını tekrar tekrar çizdiğini, birisinin de yalnızca bizim ona baktığımız çerçeve etrafında çizdiğini düşünür.

Bir resim bizi esir aldı. Ve biz onun dışına çıkamıyoruz. Zira o dilimizi yığıyor ve dilimiz onu bize amansızca tekrarlıyor gibi görünüyor.

Filozoflar, bir sözcük-“bilgi, varlık, nesne, ben, önerme, ad”- kullandıkları ve şeyin özünü yakalamaya çalıştıkları zaman insan daima kendisine şunu sormalı: Bu sözcük, asıl evi olan dil-oyununda gerçekten de hiç böyle kullanılır mı?- Ludwig Wittgenstein

Tam da bu sorudan hareketle ordu dilbilimcisi Dr. Louise Banks, araştırmasına başlar. Dünya uzay gemilerinin istilasına uğramıştır. Dünya’da on iki bölgeye iniş yapan uzay gemileri araştırma konusudur. Fizikçi Ian Donnelly’de göreve çağrılır. İkilinin ortak amaçları uzaylılarla iletişim kurmaktır. Ordu uzaylılara istilacı gözüyle bakar; ancak ikili uzaylılarla iletişim kurabilirse uzaylıların gerçek amaçlarının ne olduğu anlaşılacaktır. Onlarla iletişim kurmanın yolları aranır. Birçok başarısız iletişim girişiminden sonra bilinmeyen varlıkların özünü keşfe doğru bir kapı aralanır. Bu kapı temastır. İnsan bulunduğu koordinatlar üzerinden evrenle, başka varlıklarla, zamanla oyun oynar. Bu oyunun temel yasası eşzamanlılık prensibidir. Ana karakterimiz Dr. Louise Banks eşzamanlılık algısıyla yaşar, insanlığın genelinden bu yönüyle ayrılır. Bütün hayatı tek bir anda geçer. İş arkadaşı Ian Donnelly, aynı zamanda eşi ve ölen çocuğunun babasıdır. Çocuğunun öleceğini eşine söylediğinde, eşi bunu kabullenemeyerek ondan aslında ayrılmıştır. Dr. Banks uzaylılarla iletişimi kurmayı başarmış ordunun onlara açacağı savaşı yine eşzamanlılık yasasını kullanarak telefonda ordu komutanının sadece ölen karısının bildiği bir mesajı ona taşıyarak engellemiştir. Yani her şey aynı anda olup bitmiştir. Uzay gemilerinin istilası, şifrelerin kırılması, çocuğunun ölümü, iş arkadaşıyla aşk yaşayıp evlenip ayrılması ve savaşı durduracak mesajı komutana iletmesi… Hepsi tek bir anda vuku bulmuştur. Bu noktada Dr. Banks seçilmiş kişidir. Bir nevi Matrix filmindeki Neo karakteri gibi… Dolayısıyla seçilmiş kişinin algısı da diğer insanların algı dünyasından farklı olmak zorundadır.

Burada şuna değinmekte fayda var 1999’da Matrix vizyona girdi ve hiçbirimiz bir daha eskisi gibi olamadık. Algı kapılarımız açıldı. O yıllarda dünya farklı bir boyuta geçti. Zihnin gücüyle tanıştık. Düşüncenin Gücü tarzında çok satılan kitaplar ışık hızıyla artış gösterdi. İki türlü gerçeklik algısını kazandı insan zihni. Yaşanan ve yaşananın ötesinde olan. Tıpkı dildeki gibi. Dil nedir? Bu filmde tanımlanamayan nesneler (Uzay Gemileri) üzerinden yeni bir pencere açılıyor dile. Uzaylılardan gelen her mesaj- enerji, temas sayesinde alınarak bilgiye dönüştürülüyor. Bilgi dilde kodlanıyor. Kod çözümleyiciler de teknolojik cihazlarla bunları okuyor. Foucault’a göre: “Dile getirme hiç değilse gerçekte, her zaman uzaysal-zamansal koordinatlara göre işaretlenebilir olan, her zaman bir müellife ait olan ve muhtemelen dile getirmeyle özel bir fiili oluşturabilen bir olaydır. Peki, özel bir fiili oluşturan dile getirme; ses, harf ve zihin kümesinde hangi enerji boyutundan?

Harfler hakikat bilgisine açılan anahtarlardır. Mertebeleri, felekleri ve tabiatları vardır. Tıpkı insanların da olduğu gibi. Her dil kendini harf boyutunda var eder. Maddenin en küçük yapı biriminin atom olması gibi, dilin en küçük yapı birimi de harftir. Hiyerogliflerden uzay diline uzanan bu yolculukta insan, dil konusunda oldukça büyük sıçramalar kaydetmiştir. Bu sıçramaların en büyüğü de iki insan zihni arasında gerçekleşen alışverişin artık dil kullanmadan gerçekleşebileceğidir. Telepati varoluş düzleminde belki de başlangıç noktasıdır. İnsanın otomatikleşen serüveninde unuttuğu bir özellik. Ve bu noktada hatırlamak, bizi özümüze geri döndüren tek şeydir. Matrix kadar mucizevi bir film.

İnsanın ne olduğunu hatırlamak.

İnsani olanı genlerinden tekrar doğurmak… Metafizik insan olma yolunda büyük bir sıçrayış.

Not: Film, Ted Chiang kitabından uyarlamadır.

» Geliş film sayfası

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları
© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır