Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Lady Macbeth- Bayan Macbeth

Başak Tuncel Yazıları

19. yüzyılın İngiltere’sinde bir kadın olarak, cinselliğini sonuna kadar yaşamak için her şeyi göze alan Katherine (Florence Pugh), zorla sapkın Alexander ile evlendirilmiştir. Bedeninin hiç tanımadığı birine satılması karşısındaki şaşkın kayıtsızlığı filmin açılış sahnesinde görürüz. Evlilik kimilerince kutsal bir anlaşmayken, bazıları için koyun kopyası pazarıdır. Bu pazarda satılık olan sadece kadın bedeni değildir, çoğunluğun alışmış olduğu bütün değerler de satılıktır.  İyi, kötü, güzel, çirkin, doğru, yanlış, suç ve ceza vb. gibi toplumu mengeneye kıstıran bütün ahlaki kavramlar…

Bunca kavram kargaşasının hüküm sürdüğü kaotik bir ortamda kadının ahlaki olarak doğru hareketleri sergilemesi bekleniyor. Örneğin eve doğru düzgün uğramayan kocasına, Katherine kayınpederi tarafından çocuk verememekle suçlanıyor. Onun tarafından küçük görülüp azarlanıyor. İnsanlık onuru çiğneniyor ve ilk talihli yine kayınpeder Boris oluyor. Katherine devasa bir soğukkanlılık ve gündelik bir iştahla yemeklerini yerken Boris’i fare zehriyle öldürüyor. Bu ölüm karşısında istifini bozmadan yemek masasında oturmaya devam ediyor, hatta yardımcısını da masaya davet ederek… Cinayetin yani suçun normalleşmesi hatta gündelik bir temizlik eylemi kadar basit bir hale gelmesi çok kurnazca ve çetrefilli hale getirilmeden minimal düzeyde seyretmiş. Öyle olmaması için bir neden var mı? Hatta ahlaki bir neden?

 Kadının satıldığı evde kendine bir yer edinme çabası oldukça çarpıcı yansıtılmış. Hatta evden ziyade buraya ayakta kalma kapanı diyebiliriz. Ünlü sürrealist ressam René Magritte, tablolarında gezinir gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Filmin her karesi muazzam güzellikte… Donuk renklerin ortasında ateşin bilimine ulaşır gibi ya da soluğun bir karede nefes alışverişine.

Kurallar ve tarlalar arasında gezinen Katherine için yaşadığını hissetmek sadece aşığı Sebastian (Cosmo Jarvis) ile mümkün hale geliyor. Ona saplantılı bir bağ geliştiriyor. Ve onunla olabilmek adına cinayet işlemeye devam ediyor. Bir gün ansızın eve gelen kocası, Katherine’i ahlaksızlık ve fahişelikle suçlayıp aşağıladığında, Katherine kapının arkasına saklanan aşığını çıkararak kocasının gözü önünde sevişme cesaretini gösteriyor. Kocası ve Sebastian kavgaya tutuştuklarında, Katherine sevgilisini kurtarmak için kocasını gözünü kırpmadan öldürüyor.

Miras kısmına gelirsek Boris’in küçük bir çocuğu varis olarak seçtiğini öğrenen Katherine onu da ortadan kaldırmayı kafasına koyuyor. Sinsi bir planla da çocuğu boğarak öldürüyor. Yaşadıklarını hazmedemeyen ve vicdan acısına dayanamayan Sebastian sorgu esnasında suçu kimin işlediğini ifşa ediyor; fakat Katherine suçu kabul etmeyerek Sebastian’ı hapse mahkum ettiriyor. Bütün bu tehlikeli ilişkiler yumağını bir solukta sakince bize izletebilen yönetmen William Oldroyd, Nikolay Leskov’un öyküsünden uyarladığı filmi ustalıkla yorumluyor.

Macbeth gibi tarihe damga vurmuş karakterlerin üzerinden açımlanması keyif veren bir film. Üniversite derslerimizde ilk olarak şiirsel yazın dilini sinemaya asla katmamak gerektiği öğretilmişti. Macbeth’in sinema uyarlamaları hakkında aynı şeyi düşünüyorum. Justin Kurzel’in yönetmiş olduğu ve Marion Cotillard’ın baş rol aldığı bir diğer Macbeth filmi sinemada sırıtan şiirsel yazın dili yüzünden içine seyirciyi almıyor. Dışarıda kalan seyirci için de bu tarz uyarlamalar yeni bir soluk… En azından Macbeth adını yaşatmaya devam ediyor…

19. yüzyılın İngiltere’sinde bir kadın olarak, cinselliğini sonuna kadar yaşamak için her şeyi göze alan Katherine (Florence Pugh), zorla sapkın Alexander ile evlendirilmiştir. Bedeninin hiç tanımadığı birine satılması karşısındaki şaşkın kayıtsızlığı filmin açılış sahnesinde görürüz. Evlilik kimilerince kutsal bir anlaşmayken, bazıları için koyun kopyası pazarıdır. Bu pazarda satılık olan sadece kadın bedeni değildir, çoğunluğun alışmış olduğu bütün değerler de satılıktır.  İyi, kötü, güzel, çirkin, doğru, yanlış, suç ve ceza vb. gibi toplumu mengeneye kıstıran bütün ahlaki kavramlar…

Bunca kavram kargaşasının hüküm sürdüğü kaotik bir ortamda kadının ahlaki olarak doğru hareketleri sergilemesi bekleniyor. Örneğin eve doğru düzgün uğramayan kocasına, Katherine kayınpederi tarafından çocuk verememekle suçlanıyor. Onun tarafından küçük görülüp azarlanıyor. İnsanlık onuru çiğneniyor ve ilk talihli yine kayınpeder Boris oluyor. Katherine devasa bir soğukkanlılık ve gündelik bir iştahla yemeklerini yerken Boris’i fare zehriyle öldürüyor. Bu ölüm karşısında istifini bozmadan yemek masasında oturmaya devam ediyor, hatta yardımcısını da masaya davet ederek… Cinayetin yani suçun normalleşmesi hatta gündelik bir temizlik eylemi kadar basit bir hale gelmesi çok kurnazca ve çetrefilli hale getirilmeden minimal düzeyde seyretmiş. Öyle olmaması için bir neden var mı? Hatta ahlaki bir neden?

 Kadının satıldığı evde kendine bir yer edinme çabası oldukça çarpıcı yansıtılmış. Hatta evden ziyade buraya ayakta kalma kapanı diyebiliriz. Ünlü sürrealist ressam René Magritte, tablolarında gezinir gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Filmin her karesi muazzam güzellikte… Donuk renklerin ortasında ateşin bilimine ulaşır gibi ya da soluğun bir karede nefes alışverişine.

Kurallar ve tarlalar arasında gezinen Katherine için yaşadığını hissetmek sadece aşığı Sebastian (Cosmo Jarvis) ile mümkün hale geliyor. Ona saplantılı bir bağ geliştiriyor. Ve onunla olabilmek adına cinayet işlemeye devam ediyor. Bir gün ansızın eve gelen kocası, Katherine’i ahlaksızlık ve fahişelikle suçlayıp aşağıladığında, Katherine kapının arkasına saklanan aşığını çıkararak kocasının gözü önünde sevişme cesaretini gösteriyor. Kocası ve Sebastian kavgaya tutuştuklarında, Katherine sevgilisini kurtarmak için kocasını gözünü kırpmadan öldürüyor.

Miras kısmına gelirsek Boris’in küçük bir çocuğu varis olarak seçtiğini öğrenen Katherine onu da ortadan kaldırmayı kafasına koyuyor. Sinsi bir planla da çocuğu boğarak öldürüyor. Yaşadıklarını hazmedemeyen ve vicdan acısına dayanamayan Sebastian sorgu esnasında suçu kimin işlediğini ifşa ediyor; fakat Katherine suçu kabul etmeyerek Sebastian’ı hapse mahkum ettiriyor. Bütün bu tehlikeli ilişkiler yumağını bir solukta sakince bize izletebilen yönetmen William Oldroyd, Nikolay Leskov’un öyküsünden uyarladığı filmi ustalıkla yorumluyor.

Macbeth gibi tarihe damga vurmuş karakterlerin üzerinden açımlanması keyif veren bir film. Üniversite derslerimizde ilk olarak şiirsel yazın dilini sinemaya asla katmamak gerektiği öğretilmişti. Macbeth’in sinema uyarlamaları hakkında aynı şeyi düşünüyorum. Justin Kurzel’in yönetmiş olduğu ve Marion Cotillard’ın baş rol aldığı bir diğer Macbeth filmi sinemada sırıtan şiirsel yazın dili yüzünden içine seyirciyi almıyor. Dışarıda kalan seyirci için de bu tarz uyarlamalar yeni bir soluk… En azından Macbeth adını yaşatmaya devam ediyor…

» Lady Macbeth film sayfası

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları
© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır