Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Durante la Tormenta - Fırtına Anı

Başak Tuncel Yazıları

Tercih etmek güç ister. Hayır demek cesaret ister.

Oriol Paulo’nun büyük bir merakla beklediğim son filmi Fırtına Anı, kaybetmek ve bulmak gibi sağlam bir tema çerçevesinde şekilleniyor bir de işin içine paralel evren boyutu dâhil olunca -yönetmen bu kez nereden ters köşe yapacak-, ister istemez film ilgi uyandırıyor. Yalnız film boyunca Frequency (Frekans- 2000-Fantezi/Gerilim-1 saat 59 dakika) ile arasındaki bazı benzerliklerden rahatsız oldum. Gökyüzü hareketinden, radyo- kamera-telsiz- televizyon gibi kanallarla, solucan deliği bulmaya kadar… Bunun yanı sıra iki film konusu itibariyle benzer olsalar da tamamen farklı bakış açılarına sahip. 

Paulo’nun, El Cuerpo ve Contratiempo filmlerindeki başarısını aslında sağlam bir dayanak olarak sarsıcı temaları seçmesine bağlayabiliriz. Karanlık bir yanı da var. Önceki iki filminde ihanet teması ters köşelerle işlenmişti, son filminde bu kez ihanet boyut değiştiriyor. Eğer diğer yaşamlarına insan müdahil olabilseydi n’olurdu? Fırtına Anı, Hayatlarımızın en kritik anlarımızdaki tercihlerimizden ibaret olmasını, ya da geçmişin biten bir şeyden ziyade şimdinin içinde sonsuz çoklukta olmasını oldukça doğal ve sıradan bir anlatımla sergiliyor. Hatta o kadar sıradan ki kimi zaman filmi gerçek üstü olduğunu hissetmeden gündelik olayların içindeymişçesine izliyorsunuz. Tercih etmek güç ister. Hayır demek cesaret ister. Dış dünyayla köprüyü kuran tamamen iç dünyalardır. Güç, cesaret, sevgi ve karar; bazı farklı yaşam kapılarını aralar, bazılarını sonuna kadar açar, bazılarınıysa sonsuza kadar kapatır. Filmin akışında sürekli hissettiklerim bunlardı.

Zaman varolmadığı için bütün yaşamlarımız aynı andadır, bizler sadece bize en doğru gelen yaşamların içinde en çok sevdiklerimizi tercih ederiz. Bu tercih noktası kimi zaman kariyer kimi zaman çocuk kimi zaman da aşk olabiliyor. Ve ortak noktada buluşabiliyoruz. Kariyer ya da aşk ya da çocuk tercihiyle verdiğimiz o önemli karar, bütün yaşamımızı olabilecek diğer yaşam formları içinde sivrilterek farklı bir yöne akmasına neden oluyor. Harpın telleri arasında gidip gelirken, belki de diğerleri içinde en harmonili olandır seçtiğimiz yaşam.

İnsan zihninin bir haritası çıkartılabilseydi anılar o haritanın okyanusu olurdu. Hafıza okyanusunda kayıp şehirler ve karakterler… Tüketilme ve tükenme ihtimali olanların dibe çöktüğü bir okyanus. Anılarımız içinden hangi anı paralel evrenlerinden birinde hatırlanabilir? Peki, kolektif bilinçte bireysel hafızanın kaçta kaçı depolanır? Bir sd kartı değil de aynı kişiye ait milyonarca sd kartın olduğunu düşünün. Ve o sd kartın sürekliliğinin olmasını uyumun en üst düzeyde sürmesine bağlayın… İnsan yani küçük evren bu uyumdan kendi tercihleriyle ve zihninin genetik şifresi nedeniyle bazen ayrılır ve uyum bozulur. Ahengin bozulması demek, filmden örnek vereceğim; ölmesi gereken çocuğun ölmemesi gerektiğine inanarak onun hayatına müdahale ederek bütün yaşam planlarında farklılıklara sebep olan ve kızını da bu yüzden kaybeden bir anneyle aynı anlama gelir. Ahengin devamı için kişisel yargıları bırakmalı, zıtlıkları bütünleştirecek güçte ve cesarette eylemlerde bulunmalıyız.

Bütünleştirmek frekans eşiğimizi genişletmek için gerekir, frekans eşiği genişledikçe düşüncelerimiz hızla gerçekleşir. En yüksek hayrımıza olan olur. Ve kişisel yargılarımızdan vazgeçmeyi bazen çok ağır bedeller ödeyerek kaybederek deneyimleriz. Hızır örneğinde olduğu gibi… Herkes Hızır’ı değil, gördüğü, anladığı, bulduğu kadarını yargılar. Keyifle izleniyor, görmekte yarar var

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları
© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır