Bu sayfada yeralan verilerin tamamı özgün içeriktir. Antrakt Sinema’dan izin almadan tamamı ya da parçası kopyalanamaz, kullanılamaz.

 

Ferhadi'nin 'Bir Ayrılık'ının satır araları

Burçin Aydoğdu Yazıları

Asgar Ferhadi’nin “Bir Ayrılık” adıyla da bilinen filmi 2011 yapımı olmakla birlikte ünü yavaş yavaş ama diğer Ferhadi filmlerinin eşliğinde büyüyerek artıyor. Ferhadi’nin eserinde kafaya takılan hususları diğer sinemaseverlerle paylaşmak için hiçbir zaman geç olmasa gerek. Bu, tabiri caizse tefsir filmi izleyecek olanlardan çok izlemiş olduğu halde hala yapboz misali parçaları en doğru şekilde terine oturtmak istetenler içindir ve o yüzden son kısımlarda ‘spoiler’ denebilecek bilgiler de içermektedir.

Öncelikle; filmde 11 yaşında kız olarak (Termeh) olarak izlediğimiz oyuncu 1992 doğumludur. Ve film 2011 yapımı. "Bu kız 11 yaşında mı?" diye soranlar sonuna kadar haklılar yani.

Söz konusu oyuncu, filmin yapımcı-yönetmen-senaristi olan Asgar Ferhadi'nin kendi kızıdır zaten.

Gelelim alt metinlere:

Filmin başında fotokopisi çekilen nüfus cüzdanlarından ikisi yönetmenin 2006 yapımı filminde (Çaharşanbe Sûri) boşanan çifte ait. Diğer ikisi de filmde boşanmakta olan çifte ait. Yani orası aile mahkemesinin fotokopisi odasıdır. İki filmin hikayesi de eşzamanlıdır.

Çiftin ayrılık kavgası çok manidar. Kadın ülkedeki koşulların (ki telaffuz ettiği kelime şerait) iyi olmadığını düşünmektedir. Kocası ise babasını terk edemeyeceği için o koşullar altında yaşamaya devam etmeleri gerektiğini düşünmektedir.

Bu ikilem aslında yönetmenin kendi ikilemi. Yönetmen yurt dışında yaşamak zorunda kalan bazı İranlı yönetmenler lehine konuştuğu, İran'ın onları geri kabul etmesini söylemiş olduğu için İran devletiyle bazı sorunlar yaşamış bir yönetmendir. Öte yandan kendisi de her şeye rağmen filmlerini İran’da yapmaya devam etmektedir çünkü "kök"ü oradadır. Hatta "o koşullarda film yapmak zor olmuyor mu?" sorusuna şöyle cevap vermiştir:

- Bu soruyu sormak çölde yaşayan birine o sıcağa nasıl dayanabildiğini sormaya benziyor.

Dolayısıyla, İranlı aydınların bir kısmı daha iyi koşullar için ülke dışına çıkmışken ve baskıdan kurtulmak sayesinde başarılarını perçinlemişken Asgar Ferhadi gibileri de her şeye rağmen koşullara uyum sağlayıp babasını bırakmamaktadır. Boşanan çiftin ikilemi İran aydınının kendi ikilemidir.

Ayrıca Simin'in piyano sahibi olması ondaki batılılığı göstermektedir. Hatta zemin katın üstünü 1. kat sayması bile aslında Avrupa standardıdır.

Diğer taraftan kocası nadir hafiften Fars milliyetçisidir. Kızına İngilizce kelimelerin Farsça karşılıklarını çalıştırırken "teminat" kelimesini Arapça sayması, "Farsça değildir" demesi ve onun yerine safi Farsça bir kelime söylemesi onun "babası"nı bırakmama metaforunun bir başka göstergesidir.

Filmin devamında taşımacılarla tartıştıktan sonraki çok belli belirsiz bir sahne filmin kilit sorularından birinin cevabıdır: Nadir'in çantasındaki parayı alan Simin'dir. Nadir babasını tıraş ederken o malum odaya girmiş, çantadan parayı alıp taşımacılara vermiş ve çantayı yerine geri koymuştur. Buna sonra tekrar değineceğiz çünkü kilit bir mesele.

Sonrasında yardımcı kadının performansını izliyoruz. Yönetmen oyuncunun dini bütün bir Şii havasına girebilmesi için kadına filmden önceki birkaç ay boyunca 5 vakit namaz kılması, namahrem hiçbir erkeğe temas etmemesi ve bunun gibi tüm kaidelere uygun bir yaşam sürmesi talimatını vermiştir. Kadın aylarca öyle yaşadıktan sonra filmde o ruhu gerçekten yaşamaktadır. Çekimlerden sonra kadıncağız normal yaşam tarzına devam etmiş tabi.

Bir ufak ayrıntı daha: filmde yardımcı kadın "Şehitlerim üzerine yemin ederim" derken savaş şehitlerini kast etmemektedir. Kerbela şehitlerini kast etmektedir. Bir Şii için bu yemin yeminlerin açık ara farkla en büyüğüdür. Ağır bir yemindir.

Oradan hastane sahnesine geçelim. Filmde "yenge" diye bahsedilen kadın (ki teknik olarak yardımcı kadının yengesi değil görümcesidir) burada kilit unsur. Asabi kocanın başta Nadir'le hiçbir husumeti yoktur, karısını tanıdığını bile bilmemektedir.

Yardımcı kadın Raziye'nin de onlara bir husumeti olamaz çünkü çocuğun düşme sebebini kendisi bilmektedir ama hastanedeki kavga onun yokluğunda gerçekleşmiştir.

"Bebeğini öldürdünüz" diyerek husumeti başlatan görümcedir. Üstelik filmin sonunda öğreniyoruz ki aslında görümce de bebeğin araba çarptığı için düştüğünü bilmektedir. Amacı üst sınıf aileyi kardeşine tazminat ödemek zorunda bırakmaktır. Zaten üst sınıf aile Raziye'nin kocasının iznini de almadıkları için mahcup durumdadırlar. Görümce bu fırsattan yararlanıp kardeşini kışkırtır.

Araba kazasını kocasına söyleyemeyen Raziye de kendini bu husumete dahil bulur. Aslında onun kızgınlığının nedeni parasını alamamış ve hırsızlıkla suçlanmış olmasıdır.

Gelelim hırsızlık meselesine. Parayı çantadan alan Simin'dir. Buna rağmen film boyunca parayı kimin aldığı ortaya çıkmaz çünkü bu mesele hiç Simin'in önünde tartışılmamıştır. Raziye'ye olan her şeyi Simin'e anlatan ve onları hastaneye getirtip ortalığı iyice fişekleyen görümce (evet adamlar iyi-kötü ayrımı yapmadan film çekmeye çalışmışlar ve ben görümceyi direkt kötü ilan ettim) Simin'e çalınan paradan hiç bahsetmemiştir. Nadir zaten Raziye'ye karşı o sebeple kin beslemediği için bunu Nadir de Simin'e hiç söylememiştir.

Peki ortalığı kızıştıran görümce neden Raziye'nin haksız bir suçlamaya muhatap olduğunu da söyleyip ortalığı daha da kızıştırmamıştır? Belli ki Raziye "Çalmadım" dese de görümce parayı onun çalmış olduğuna ihtimal vermektedir. Raziye'nin yalan söylemeyeceğine kalpten inansa mutlaka bu hususu da gündeme getirirdi. başta olmasa bile bir yerlerde Simin'in kulağına Nadir'in bu "iftira"sını da çalardı.

İşin ilginci Raziye'nin 14 yıllık görümcesi Raziye'nin hırsızlık yapıp inkar etmiş olmasına ihtimal verirken Raziye'yi sadece 3 kere görmüş olan nadir onun yalan yere yemin etmeyeceğine tamamen bel bağlayıp "Yemin etsin tüm tazminatı vereceğim" diyebilmektedir. Ve nadir haklı çıkar çünkü Raziye yalan yere yemin edecek biri değildir.

Yine de görümceyi safi kötü karakter yapmayalım tabi. Raziye'nin para kazanmak için de olsa kocasına yalan söylediğini bizzat görmüş hatta onunla işbirliği yapmıştır. Raziye’nin yalan söylemesine ihtimal vermesi ve hırsızlık ithamını Simin'e aktarmaması bundan olabilir.

Asabi kocanın davasına karşı duruşları Nadir ile Simin hakkındaki ipucunu tekrar vermektedir:

Nadir, “koşullar” ne olursa olsun kaçmayarak mücadele etmektedir. Simin ise önemli olanın yaşam koşulları (mesela kızının okulda tehdit edilmemesi) olduğunu düşünmekte ve bu mücadeleyi anlamsız bulmaktadır. Temelde boşanmalarına yol açan ikilemin aynısı.

Peki arabanın camını kim kırdı? Tabi ki asabi koca. Asabi koca bebeğin düşmesinde Nadir'in suçu olmadığını öğrenmiştir ama yine de evine çağırdığı alacaklılarına mahcup olmaya kadarki süreçten genel olarak Nadir’i sorumlu tutmaktadır çünkü karısı, Nadir’in babasını korumaya çalışırken çocuğu düşürmüştür. Oysa nadir bunu bilmemektedir ve muhtemelen asla bilmeyecektir. Nadir’in Raziye’yi yemine çağırmasının nedeni sadece kendinin suçlu olmadığından emin olmasıdır.

Yemin konusunda önemli bir ayrıntı da Nadir’in yemine kızını da çağırtmasıdır. Nadir ile kızı arasındaki ilişki de ikilemin bir diğer yansıması.

Nadir kızına ilkeli olmayı ve koşullar her ne olursa olsun "yerinde kalmayı" öğretir. Benzinciden bahşişi geri aldırması başta cimrilik gibi görünebilir ama para üstünü kızına bırakması aslında amacının kızına kolay pes etmemeyi öğretmek olduğunu göstermektedir.

Aynı şekilde, Simin evi terk etmişken, yardımcı Raziye’yi de kendi eliyle kovduktan sonra babasını kendi eliyle yıkamak zorunda kaldığında (tek başına kaldığı için) babasının omzuna yaslanıp ağlamaktadır ama o halde bile asla Simin'e karşı geri adam atmamaktadır çünkü o hale düşmüş olmak bile onun için ilkelerinden taviz vermek kadar aşağılayıcı değildir.

Gelelim final sahnesine.

"Kızın kararını öğrenemedik" fikrine katılmıyorum. Kızın kararını bal gibi öğrendik.

Kız ya babasını seçecek yani içinde bulunduğu olumsuz koşullara rağmen babasını terk etmeyecektir (tıpkı babası gibi, İranlı sanatçılar gibi) ya da annesini seçecek ve kendini yorucu mücadeleden kurtarıp tamamen kendini geliştirmeye verecektir. Tıpkı İran dışındaki İranlı sanatçılar gibi.

Peki kızın kararını hakime söylemesi 10 dakika sürer mi? Filmde izliyoruz. Baba ve anne orada dakikalarca oturuyor. Kız o süre içinde ya kararını hakime söylemiş olurdu ya da hakim kızı mahkeme salonundan kovmuş olurdu.

Anlatılmak istenen şu: İran aydınının bu ikilemi hala sürüyor ve Asgar Ferhadi hala babasının yanında.

» Bir Ayrılık film sayfası

Ana Sayfa | Film Arşivi | Gelecek Program | Haberler | Gişe Raporu | Köşe Yazıları
© Antrakt Sinema Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır